15.09.2015

günün anlamı

Bu evi boşaltacağımız zamanlar çok üzüleceğimi düşünürdüm. En iyi sevişmelerimizi burada yaşamıştık ve ilişkide kim bilir belki de hayatta önem verdiğim şeylerden birinin de iyi bir seks olması bu günü anlamlı kılmalıydı… Fakat temizlik ve eşyaları toplama telaşı o an daha ağır bastı. Üstelik bir yandan da yeni yeri, askerliği, nişanı konuşuyorduk. Aileler anlayışlı çıktı önce. Sonrası, eh işte.

Komiğime giden bir şey var ki o da bilmem kaç senedir beraber yaşadığım sevgilimle sanki hiç yaşamamışız gibi edeplice birbirimizin yanında oturuyoruz. Kahve getirip götürüyorum. Bacaklarımda geçen geceki sevişmeden kalma morluklara dikkat ediyorum eğilirken. Ayda yılda bir görüştüğüm babam hüzünleniyor. Sanki. Akrabalarım ‘’ayyy heyecan var mı’’ diye sorduklarında ve ‘’ hayır.’’ dediğimde yüzleri düşüyor. Sanırım ayıp ediyorum.

Bu adamla gittiği yere kadar beraber yürümeye karar verdiğimizde gerekli heyecanları yaşamıştım.

Tantanaya dalıp sevişmeden geçip giden şu birkaç güne acıyorum.

Açığı kapatacağım.

-Taşınmak da ne zaman koydu; tam evden çıkarken. Kimselerin karışmadığı, hiçbir süsü püsü olmayan, kırıp döktüğümüz yegane yerimizdi orası.  :/  -

5.06.2015

mission failed

Bir curcunanın içindeyim. Düğündü bu. Herkes takmış takıştırmış, sıkışık masalarda yerlerini alıyor. Düzgün bir şey giymiş olsam bari, diye elbiseme bakıyorum. Sırtı popoma kadar açık bir elbise giymişim.  Hemen kendimi rolüme kaptırıp kıçımı sallaya sallaya yürümeye başlıyorum. Kimin düğünü bu diye bakınıyorum, uzun sürmüyor, bir yakınımın düğünüymüş. Bilmem kaçıncı evlilik yıldönümü düğünü bla blası. Böyle saçma şey mi olur, derken sinsi kuzenim geliyor. ‘’Altın takman gerekiyormuş.’’ diye sırıtıyor ağzını gere gere.

İğnelemede usta başka bir yakınım da asık suratımı görüp yanıma geliyor. ''Daha çok düğüne katılacağız.'' diyor. İnsan düşmanına söylemez.

Sinirle arkamı dönüp yürümeye başlıyorum, topuğum elbisemin ucuna takılıyor, yere devriliyorum. Tüm o akrabalar başımda toplanıyor. Kaldırsınlar diye bekliyorum, yok. ‘’Ayyyyy, gene içmiş.’’ diyor içlerinden tiz sesli biri.

‘’Hayıırr, içmedim.’’ Bir yandan da ayağa kalkmaya çalışıyorum ama başım dönüyor, ayaklarım ip gibi birbirine dolanmış. İçtim mi acaba?

Bir şekilde kendi başıma ayağa kalkıyorum, başım dik gururla ayrılmayı planlıyorum ki tutup kolumdan oturtturuyorlar bir masaya. ‘’Deli misiniz nesiniz, gidip oynasanıza.’’ diyorum. Normalde otururken göremezsiniz bunları.

‘’Ah yazık, ne yapacaksın votkagülcüm, neler planlıyorsun.’’ diye sorguya başlıyorlar. Etrafın kararıp tepemizden aşağı bir ampül inmesini bekliyorum…

‘’Baaak, çeyizine ne aldım’’ diye çantasından bir şeyler çıkarıyor bir teyze. Düğünün ortasında. El işi bir don! Ki o an aklıma bir şey geliyor…

-Aylar önce bir yakınımın çeyiz alışverişine katılmaya zorlanmıştım. Ve kayınvalidesi kıza iç çamaşır takımı almıştı hatta ayaküstü denetmeye çalışmışlardı. Beynimin içinde bir ses ‘nedennn nedennn’ diye sayıklarken gözlerimi yuvalarına sokmak bana kalmıştı, çünkü her şey herkes normal davranıyordu. ‘’Çok kalabalık, başım ağrıyor,’’ demiştim de (zaten bir işe de yaramıyordum) beni çiçekli böcekli hayatıma geri salmışlardı. Birkaç gün tamamen çırılçıplak sevişerek o karanlık olaydan arınmıştım.-

Tam o sırada önümden yakın bir arkadaşım geçiyor. Durduruyorum onu, ‘‘Birlikte yaşamayla evliliğin ne farkı var ki. Anlatacağım onlara.’’ diyorum onay beklercesine. Hiçbir şey demeden yüzüme bakıyor hatta biraz garipsiyor. Nasıl? Onu da ele geçirmişler!

Çok tanıdık bir müzik çalmaya başlıyor ve etrafımdakiler yavaş yavaş silikleşiyor. Ve sonunda uyanıyorum.

Annem arıyormuş. Annelerin içine doğuyor bir şekilde :)



28.05.2015

soğankız

Geçen ay doğum kontrol hapının üzerine günler etiketini yapıştırmadım. Normal gününde ilerlediğimi düşünüyordum, gene de periyodun ortasına geldim, yapıştırayım dedim… Ve inanmak istemedim. Kafamdan yukarıya doğru baloncuklar çıktı ve en büyüğünde Sümeyye teyze belirdi; ‘’Hapı hep düzenli içtim, bir gün unuttum, onda da bu sonuncuya hamile kaldım.’’

Elimde fazladan bir hap vardı, yani hangi gün olduğunu bilmediğim bir gün içmeyi unuttum ve ben nerdeyse Allahın her günü seviştim. Gerçi hepsinde hedef yumurtalığım değildi, ama…

Yan odada, her şeyden habersiz, geri kalan hayatının ilk saniyelerini umutla yaşayan beyefendiye durumu söyledim. Biraz şaşırdı, güldü. Alışıktık, daha önce de ellerim titreye titreye gebelik testine işemiştim. Ama tek çizgi çıkıyordu ve ben de tuvalette halay çekiyordum.

-Çok matah bir şeymişiz gibi genlerimizi mutlaka aktarmalı mıyız ile önüne geçemediğim sevdiğim adamdan bir çocuk doğurma isteği arasında gidip geliyorum. Hazır hissetmememden ötürü olsa diye düşünüyorum, ev-iş-yeme-içme olaylarını netleştirmek gerek önce. Ama… insan zamanına tam olarak nasıl emin olabilir acaba? Birde Sümeyye teyzenin kafamda belirmesine çok sinirlendim o an.-

O akşam oturup düşündük ve hapı önceki akşam unuttuğum sonucuna vardık. Nitekim bir şekilde durumu kurtarmışız ve olması gereken gün malum sancıyla uyandım.
..

Mutfak çekmecesinde ise kendi kendine filizlenen bir sarımsak var. Beyefendiyle onu bir saksıya ektik ve her gün birimiz suluyoruz. Adını soğankız koydum. Arada konuşuyorum da.


Öyle işte.

30.04.2015

döngü

‘’Faturalar gelmiş.’’ diye seslendi eve girdiğinde. Elindeki kağıt hışırtısını duyuyordum. Boşveeer şimdiii, diye yatak odasından bağırdım. Sesimin yayıklığını merak etmiş olacak ki odanın başında belirdi. Yerdeki şarap şişesine baktı,

‘’Erkencisin.’’

Aslına bakarsanız geç bile kalmıştım. 2 gündür doğru dürüst yemek yemiyordum, 3 gündür çoğunlukla ağlıyordum, 4 gündür de sevişmiyordum. Belki biraz kafam dağılır diye öğlen bir kız arkadaşımla buluşmuş ama o da ‘neyin var’ diye sormadığı için bir şey anlatmamıştım. -Bu da huy işte- Ve o bıdı bıdı konuşurken ben de eve döndüğümde beyefendiye yapacağım hain planı kurmakla meşguldüm.

Bakışlarımı erotik bir hale getirmeye çalışıp yüzüne diktim –alkolden dolayı nasıl baktığıma emin değilim gerçi-. O da ayakta öylece yüzüme baktı. Ne söyleyeceğini, ne yapacağını kestiremediğinden emindim. İçimden geldiği gibi davrandım. Üstümdeki örtüyü atıp ona çırılçıplak gülümsedim.

Ve beklenilen tepki saniyeler içinde geldi…

Bir yağmur sonrası sessizlik, bir bahar sabahı, bir yaz akşamı, bir şeyler vardı odada. Öyle ki bizim yaşlı buzdolabı bile takırdamıyordu. Sigara içmek için yerimden kalktım ve yakarken masanın üstündeki faturalara baktım.

O huzurlu dakikalar bir an sekteye uğradı.  Buzdolabından ses gelmeye başladı, yerdeki tozları gördüm ve taşınırken bu kadar eşyayı ne yapacağız, diye geçirdim. Birkaç ay sonra düzenimiz bozulacak.

Kafamın içinde neden bu kadar telaşla çalıştığını anlayamadığım bir bölge tekrardan görev başına geçmek istiyordu ki, hayır, bir şişe daha açmaya karar verdim.

24.04.2015

birkaç aydır kandırılıyormuşum. birde akıllıyım diye gezinirim. aslında bana denilebilecek birçok şeyin farkındayım o yüzden bunu geçip olayı yazacağım. rahatlayabilmek umuduyla.

benimki okulu uzattıkça uzattı. birde ev tuttuk, o yüzden işe girdi, sonra işe kendini kaptırdı derken bu yıl okul kesin bitecek diye anlaştık. çünkü.. çünkü bazı planlar vardı işte.

bu süreç benim için biraz sancılı geçti. çünkü.. bunu da yazmak istemiyorum çünkü şuan ki acım daha ağır basıyor. ve bazı geceler onu uyandırıp korkularımdan bahsederdim. o da her şeyin yolunda olduğunu söylerdi ve uyumaya devam ederdim.

meğer hiçbir bok yolunda değilmiş. bugün normal-rutin kavgamızın sonunda bir şey itiraf etti. hiçbir dersi vermemiş. inanmadım, çünkü nerdeyse her gün tekrar tekrar sormuştum bunu. ve planlara kaldığımız yerden devam ediyorduk.

'kaybetmekten korktum' dediğinde ise öğürdüm. ve koltuğu başından aşağı geçirmek istedim. sanki çizgifilmlerde böyle bir şey olurdu, bir yerden koltuk düşerdi ve başı koltuktan dışarı çıkardı, bilmiyorum, öyle bir görüntü canlandı. gücüm olsa belki denemek isterdim, çünkü daha önce sehpa fırlattım. ama bunun yerine kusmaya gittim.

orada rahat bırakmadı. notlarını göster, dedim. girmedi, girmedi, yazıyor. meğer adam okulu bırakmış.

e sen benim yanımda çalışıyordun, dedim. evet, dedi.
e sabah sınava gidiyordun, dedim. otobüse binip dönüyormuş.

şu an sinirden gülüyorum :)))  ben bu adamla büyüdüm diyebilirim kaç yıldır birlikte olduğumuzu düşünürsek. nasıl bana uzak olabildi, canımı acıtan tek bu. ve onu daha önce kimseye eleştirmedim, ilişkimizin detaylarını olaylarını cartını curtunu kimseye anlatmadım, o yüzden buraya yazayım, rahatlayayım sonra unutup geçmek istiyorum.

birde işleri yoluna koymak var, hadi bakalım.

5.04.2015

ıslak kurabiye ve yalnızlık

Birilerinin birilerini becerdiğini, eğlendiğini, içtiğini, gezdiğini ve daha birçok aktivitede bulunduğunu düşünürken kurabiyeleri fırına verdim. Beyefendinin gelmesine daha 1 saat var.

Ne yazık ki sevgilin varsa yalnız değilsin, düşüncesi hakim olduğu için ya da kendimi böyle teselli ettim, her neyse, bu kurabiyeler gene bitmeyecek. 2 kişi bir yere kadar yiyebiliyor çünkü. Önceleri insanları gelin içeriz, diye çocuğa şeker verir gibi kandırmaya çalışıyordum. Ama artık kabullendim.

Bilmişliğimi, huysuzluğumu ve aksiliğimi düşünüp harmanladığım bir gecede aklıma şöyle bir görüntü geldi; uzun burunlu, uzun çeneli, çatık kaşlı, kazanında kurabiyeler yapan bir cadı. Ne yalan söyleyeyim azıcık kırıldım. İnsanlara attığım 0.5lik adımları da atmayacağım işte, dedim.

Eskiden, samimi değil, böyle şey mi olur, bik bik bik diye etrafa bok atardım ama sonuçta sabahtan akşama kadar evde yalnız olan benim ve öyle ki bırakın çiçeği böceği, bardakla mumla konuşmaya başladım. Sanırım değişmeyeceğim de...

Ama hani, gene de, canın ıslak kurabiye falan çekerse yani, burada var. Boşuna dışarıya para verme diye diyorum sadece.

29.09.2014

sevgili sağ yumurtalığım

ilk defa jinekolojik muayene oldum. bunca yıldır şaapıyordum ama gitmedim. aslında doktora pek gitmem. artık yeter, deyip götürürler genelde. sağolsunlar, neyse.

her gün bir adet test alıp geliyordu beyefendi. en sonunda, böyle olmayacak gidiyoruz, dedi. randevu gününe kadar düşünce gücüyle regl olmaya çalıştım, olmadı. artık mecbur gideceğiz. -ne kandan boktan konular ama sağlam bir mideye sahibim. mesela regl mi oldum, yatağın üzerine bir çarşaf daha atar bakarım işime. ıy iğrenç evet.-

biraz makyaj yaptım, yaşım büyük gözükürse eleştirilerinde daha insaflı olur belki diye. netten muayene yorumlarını okumak gibi bir hata yapıp korkumu arttırdım. fakat malum koltuğa uzandığımda hiç garip gelmedi. hayatta bundan daha garip gurup pozisyonlara giriyoruz, neyse.

doktor, duvara yansıttığı görüntüyü gösterip, ''bak bu senin rahmin. burada bebek büyüyor. bu da sol yumurtalığın. şimdi diğer yumurtalığına dikkatli bak.'' dedi.

beni bana anlatma doktor bey, diyecektim ki... canım sağ yumurtalığımda simsiyah bir şey var. kistmiş. ama strese bağlı olabilirmiş. korkulacak bir şey değil, diye hemen ekledi doktor. artık suratım nasıl bir hal aldıysa.

kontrole gideceğim. ücretsizmiş. kabul, bunu duymak teşvik edici.

27.09.2014

silmek üzere yazıyorum

bu aralar kendi kendime pek dertleşiyorum. sevdiğimden değil, sanırım yalnızım. çok cool olduğumdan sevgilimle de konuşmam bunları. geçen küvette sıcak suyun etkisinden biraz çözüldüm, ''sen de olmasan çok yalnız hissediyorum...'' dedim. ''evet, biliyorum'' dedi. bir daha da anlatmam...

nasıl koyduysa bana o 'evet', gittim facebook açtım ilk kez. görüşmediğim arkadaşlarımı görürüm belki bu bahaneyle dedim, kendimin ne mal olduğunu unutarak.

ardından salondaki koltuğu oynatmaya devam etmeye (bir gariplik var, bir türlü nereye koysam olmuyor) ve evde ne varsa onları karıştırıp yemek yapmaya geri döndüm.

insanlar -ne bileyim anne- baba, cenazede rastlanan akrabalar, bavulumu görünce mutlaka soran bakkal amca, komşular falan- nikahlı sevişme istemiyorlar mıydı? e iyi işte bi yerden başlayalım dedik...  meğer tüm tantana bundan sonra başlıyormuş... oysa işi kolaylaştırmaları gerekmiyor muydu? yok erken yok geç yok maddi durum... bir anda samimiyetsiz bir şekilde kıymete biniyorsun ama yalnızlık konusunda bir değişim yok.

-gene de kendime not ettim, sevdiğimiz insanlara hayatı kolaylaştırmalıyız. en azından bunu onlara biz yapmalıyız.-


anladım ki tartışmalardan beslenenler var. (yeni mi anladın?) vücuda alınması gerekli aminoasitler gibi, belli aralıklarla buna ihtiyaçları var. birde tartışma öncesinde alkol almam için özellikle ısrar ediyor. gerek yok, beni ayık kafayla da rahatlıkla yenebilir. artık kolay pes edip inime kaçıyorum.

bunlar aramızda kalsın.

26.07.2014

2

Teklifi etmesinin ve ertesi gün bir yüzüğü parmağıma geçirmesinin ardından kafam bir garipti. Bir yanıt vermediğimi anlamamış mıydı yada hemen sonraki sevişmeyi evet olarak mı kabul etmişti, bilmiyorum.. Onu seviyordum, aramızdaki bağı biliyordum, o yüzden bu yüzüktü teklifti prosedürden ibaret geliyordu.

Olsa da olurdu, olmasa da olurdu bunlar. Yanımda olduğu müddetçe sorun yoktu–
derken

‘’benim gitmem gerek.’’ dedi. Şehirdışında hiç düşünmediği şey olmuş, bittiğinde de buraya dönecekmiş. Aslında biliyordum, biliyordum da...

Onu bin parçaya bölmek istedim. Bin parçaya bölüp sahilden denize atmak istedim.

‘’tabi gitmelisin,’’ dedim en anlayışlı sesimle.
Ertesi gün sesim kısıktı, gözüm de kurbağa gözü.


Küçükken bir yerden duymuştum, istanbul’da köprüden geçerken üstünde dilediğin kabul olabilir diye. Normalde aileyle bir yere giderken surat asardım ama köprüden geçicez dediler mi ooo tamam hemen giyiniyorum. Şimdi kazık kadar olmuştum ama o köprünün üzerinde her defasında ‘’dönsün’’ diye diliyordum. –o kadar vahim.

Yürümeyeceğini düşünüyordum. 


Ben dokunmatik bir kadınım sanırım, dokunarak onunla daha güzel iletişim kuruyorum ve benim için uzak mesafenin nasıl işkence gibi geldiğini anlatamam… bu yüzden sık sık gelirdi, sonra daha sıklaştırıp 2 haftada  bir gelmeye başladı. Geldiği gibi kendimizi odasına atardık. Ve şakayla karışık alınarak ‘’beni bunun için mi seviyorsun?’’ diye sorardı.

Onu neden çok sevdiğime hiçbir zaman sebep bulamadım. sanırım olması gereken de bu. Ama ona bunu söylediğimi hatırlamıyorum.

Tam 7 ay sonra orayı bırakarak geri döndü. artık herşey çok güzel, iyi derken, bu sefer de ben

contaları yaktım.

16.07.2014

birkaç sene evel tam bu aylarda...

Okul yaz donemine girmişti. Ve her zamanki 1’e kadar uyumalarımın aksine sabahları erkenden uyanır, yataktan kalkar kalkmaz duşa atlardım. Hızlı hızlı giyinip kapıda ayakkabılarımı bağlarken annem, ‘’gene kahvaltı yapmadan mı çıkacaksın?’’ diye sorardı.

‘’Vaktim yoook.’’ derdim kapıyı arkamdan çekerken. Bir yere geç kalacakmışım gibi acele ederdim ve ona giden ilk otobüse atlardım.

Çok net hatırlıyorum yoldaki muzur düşüncelerimi.

Zile bastığımda ya yeni uyanmış olurdu yada bilgisayar başında. İstediğim zaman gelmem için evin anahtarını vermişti ama öylece çantamda dururdu. Ailesi birkaç aylığına şehir dışındaydı, o işten yeni ayrılmıştı, biz de bu zamanların tadını çıkarıyorduk işte.

Bazen onu şaşırtmak için elbisemin altına jartiyer giyerdim bazense hiçbir şey. Bazen de bir şişe şarap alıp giderdim evine. Kahvaltı bile yapmadan birbirimizi yeterince yorduktan sonra sırtüstü yanyana bir süre uzanırdık. Pencere açık olurdu ve terli tenlerimize yazın sıcağında biraz rüzgar esse diye beklerdik. Tabii pencere açıklığından dışarıda oynayan çocukların sesleri de gelirdi. Birde karşı iki apartmandan birbiriyle konuşan 2 kadının sohbetleri. Bugün karnıyarık yapacakmış, dün oğlu çok yaramazmış falan filan.

Bense öylece yattığım yerde mutluluğun formülünü bulduğumu düşünürdüm. Yeni bir kıtayı ben keşfetmiştim sanki, yerçekimini ben bulmuştum. Yaşadığımı hissediyordum, ciğerlerim nefes alıyordu o odada.
Sonra sesiyle kendime gelirdim, ‘’üşüteceksin, örtünün altına gir hadi!’’

Sevişmek, yemek yemek ve kavgadan başka kendimize saçma sapan şeyler buluyorduk. Güzel yanı, aklıma eseni yapabiliyordum. Kendimi onunla daha da özgür hissediyordum. (ve simdi daha iyi anlıyorum, bu çok başka bir şey) Koynunda uzanırken ona kuzenimle çadırcılık oynadığımı anlatmıştım ve keşke daha fazla oynasaydım, zevkliydi dediğim için kalkıp çarşafları getirmişti ve çadır yapmaya başlamıştık –bence onun da oynayası varmış. Ama küçüklüktekinden daha eğlenceli oluyor çünkü orada da seviştik.

Yaz aylarının sonuna doğru  bir akşamüstü evine giderken, arayıp şuan evde olmadığını ama girip beklememi söyledi. Ufak bir işi varmış. Anahtarı ilk defa çantamdan çıkarıp kapıyı açtım. Bir bok dönüyordu, bunu hissediyordum –ki öylemiş. Girişin her yerinde mumlar vardı. Zilyon tane mum. Kapıya da bir not bırakmış, diğer odalara bakmadan salona git. Salona ilerledim, orası da aynı şekilde. Ve masanın üzerinde bir not daha. Güzel bir anımızı yazıp ardına da eklemiş ‘’banyoda bir sürprizim var.’’ Bu şekilde mutfak- banyo- küçük oda arasında mekik dokudum. Notları zaman geçtikçe daha zor yerlere saklıyordu ve diğer notu bulmam için bir ipucu yazıyordu. Yanlarında da heyecanımı ateşleyecek yada güldürecek bir şeyler bırakıyordu. Güzeldi, neyse.


Elimde en son notla, yatak odasında oturup onu beklerken kapının sesini duydum. Yanıma geldi, sakince diz çöktü ve ‘’benimle evlenir misin?’’ dedi.


28.01.2014

Birkaç yıl önce. Bir yemeğe gitmiştim ve birbirini pek tanımayan insanlar bir masada toplanmıştık. İçlerinde uzuun zamandır görmediğim birkaç akrabam da vardı. Sosyalleşme çabasında devamlı sohbet dönüyordu. Ve masadaki tek deve dikeni bendim. Kısa kısa cevaplar verip genelde susuyordum. İstemediğimden değildi aslında, beceremediğimden. Samimi gelmiyordu. Üstelik anladığım kadarıyla çoğunun düzenli bir hayatı vardı. Ben nerede kalıyorsun sorusuna 3 yer içinden hangisini söylesem uygun olur diye düşünüyordum. Hele biraz meraklı çıktıklarında işim daha zorlaşıyordu.

Zaman geçip kaynaşmalar başlamışken yanıma bir adam geldi. Konuşma yaratmaya çalışıyordu ama tarzı rahatsız ediciydi ve benim de sabrım yoktu. Tersledim. Soğuk nevaleliğime birde aksiyi eklemiştim böylelikle. Evde sevişmek varken neden orada olduğumu bir türlü çözememiştim. Sonra masadaki bir kadının, beni daha önceden tanıyan bir arkadaşına işaret ettiğini gördüm. ‘’bu kızın nesi var?’’ dedi. İyi mi bu gibi. Gecenin o saatinden sonra kafama birde acaba bir sorunum mu var benim diye dert aldım. Kaçmak için bahane arıyordum ki sevgilim mesaj attı, ‘’seni almaya geliyorum’’  diye.

İnimize doğru yol aldık…

ve aramızda kalsın, hala beceremem böyle ortamları.

30.12.2013

itiraf mitiraf

Aslında düşünüyorum da aşk konusunda çoğunlukla şanslıydım ben- biri hariç. Ama o biri herkeste var değil mi? içimden geldiği gibi davrandım hep, plansız programsız. İtiraf da edeyim, bir anı bir anına tutmayan bir kadınım ben. Gene de bir tutarlılığım tutku oldu. Onu eksik edemedim. Bazen bittiğinde kaltak olduğumu duydum. Birbirinden farklı adamların aynı fikirde olmalarına bakılırsa belki de haklılardı, kim bilir… (Başka bir gözlemim ise, bunu duyduğunuzda üzüldüğünüzü özellikle görmek istedikleri. Ben hiç beceremedim.)

Dokunarak daha kolay anlaştım. Bu beni kolay mı yapıyor bilmiyorum. Bazen neyimi sevdiklerini düşündüm. Sonra dedim ki, bana ne? Onları ilgilendiren bir şey olabilir bu. Sanırım sevdiğim adamı fazla kurcalamayarak iyi yapmadım... Her neyse, dokunmaktan, bağlanmaktan çekinmedim hiç. Biri hariç. Ama o birinin gene herkeste olduğunu varsayıyorum. Yoksa birbirimize bu kadar yorgun başka türlü nasıl gelebiliriz?

Bazen nasıl kızgın hissetmediğimi sorardım kendime. Sanki içime ‘olması gereken buydu’ diye öten bir çalar saat kurmuşlar... hatta canımı tek sıkan kırgınlıktı, ama düşünüyorum da bunu da hiçbir zaman söylemedim. Birine aşık olup ve bir şekilde kaybettiğinde insan yeni yeni huylar ediniyor sanırım.

Ama mutlu haberi sona sakladım, insan tekrardan aşık olabiliyormuş!
(şanslı deme kısmı aslında bundan dolayı.)

10.10.2013

evvel zaman içinde

sanırım dedikleri gibi, aşk ve nefret arasında ince bir çizgi var.
önce kim kimi oyuna düşürdü, bilmiyorum. kafamda hep hızlı geçiyor o anılar.
ama başlarken bile sakin huzurlu değildi hikaye.
en keskin bunu hatırlıyorum; onu orada ilk gördüğüm an.
hayatıma tutku diye bir şey girdi. ilk kez.
akşamında, yüzüme gülümsemişti, 'masum bir yüzün var.' sonra saçlarımı geriye atmamı istedi fotoğraf makinesini ayarlarken.
garip ama insan o an biliyor. bir yerden bodoslama atlar gibi bir şeyler değişecek ve insan o an hissedebiliyor.
onu öyle, kurcalamadan seviyordum. ondan önce bildiğim pek bir şey yoktu zaten.
(belki de bu yüzden ilk aşkların yeri başka. onda bir avuntu, daha öncekilerin eksik kalmışlarını aramazsınız. bir şeyleri tamamlama koşuşturması yoktur onda.)
hiçbir yaraya bahane aramıyordum bu yüzden. ve sonunda kırılacağımdan emindim de, onu kırabileceğimi hiç düşünmemiştim.
bazen işler düşünüldüğü gibi gitmiyor.
bundan sonrası, bazı şeylerin kopmasından ibaret. gururdan, çekişmeden ve arada rol kapan nefretten.
her neyse, konu bitişi değildi.
aşk diye bir şey varmış, onu öğrenmiştim. şimdi bilip de yok diyemiyorum tabii.
ama birde çizginin öbür tarafı varmış.

6.10.2013

Bazı delilik anlarım var benim. Sonra hatırladığımda yanaklarım kızarıyor, kalbim bir süreliğine atmıyor falan.  Dikkat ettim de çok utandığım anları yazıyorum ama yayınlamadan siliyorum. Ehh dedim, bir yerden başlamam lazım.



Evde olmadığımız zamanlarda sevgilim, başbaşa kalmak isteyip yer bulamayan gençlere duyarlı biri olduğundan bir arkadaşına anahtarı veriyordu. O arkadaşını da sevgilisini de pek sevmem. Arada biz evdeyken de gelseler, hadi neysee.

Gene anahtar verilmiş bir günün akşamın da eve döndük. Ama aramız bozuk. Bu yüzden de birkaç gündür bana hiç dokunmuyor. Ki bu konuda biraz hassasım. Güzel, romantik cümleler yerine sıcacık bir kucaklanmayı tercih ederim mesela. neyse. Fırtına öncesi sessizlik gibi dolanıyoruz evde. Hani her şey üst üste gelir ya, öyle bir dönemdeyiz.Ve böyle zamanlarda patlama ufak bir şeyden çıkar. O gün de öyle oldu.

Banyoya bir girdim ki yerler ıslak. Detay manyağı biri olarak hemen şampuanlara, vücut jellerine baktım. Evet, yerleri değişmiş. Belki sevişmediler bile, ama patlıcak bir şey bulmuştum. Bir hışımla yanına koştum çocuk gibi,
‘’bunlar banyoda sevişmişleer.’’ diye.
Gözlerini bilgisayardan kaldırmadan ‘’olabilir.’’ dedi, hafif gülümseyerek.
Nasıl olabilir?! Ben sevişemiyorum elalem banyoda fayanslara dayanıyor.
‘’hadi biz de banyoya girelim.’’ dedim.
‘’işim var şimdi.’’

Boşver işi, yok olmaz’lardan sonra sinirlendim. Canımı sıkan şu birkaç günlük soğukluk ve bunu görmemezlikten gelmek. Ve tartışmaya başladım. Önünden bilgisayarı alıp fırlatasım var ama içinde oyunlarım var kıyamıyorum. Olan bana olur. Bende sesimi yükseltiyorum gitgide.


Başını bilgisayardan hiç kaldırmayıp, karşılık vermeyince iyice çıldırdım ve üzerine uçtum. Beni uçarken gördüğü anlardan biri. Üzerine çıkar çıkmaz vurmaya tekmelemeye başladım. Bir yandan da ağlıyorum. Yazarken utandım ama o an umrumda değil. İstememesini yediremiyordum. Ve sanırım azınca başka bir kadına dönüşüyorum.

Ben debelenmeye devam ederken bir eliyle iki bileğimi kavradı, diğer koluyla da bacaklarımı sardı. Bende yüzüme gelen kısımlarını ısırmaya başladım. Bir müddet sonra yoruldum tabii ama bir yandan da hakaret ediyorum, yenilir yutulur cinsten değil. Açıkçası nasıl sessiz kalıyordu bilmiyorum.


Biraz uzağa çekilip bana öyle baktı ki, ‘bu kadın deli!’ dediğini hissedebiliyordum. Yerde saçını başını yolan bir kadın düşünün. Onun o bakışıyla hıçkırığım daha içten çıkmış olmalı, kollarını uzatıp koynuna çekti. Başımı boynuna bastırdı. Hiç bir şey söylemeden sıkıca sardı. Şefkat gibi bir şey hissettim, başka ne yapsa o kadar iyi gelemezdi. Koynunda mışıl mışıl uyumuşum.

Sanırım arada şefkati unutuyoruz. Ve ne kadar benim ihtiyacım yok falan desem de,  var.

Bir ara burnumla oynuyordu, uyandım. ‘’kendine geldin mi?’’ dedi.
‘’evet’’ diye mırıldandım.

Sonrasında (güzel şeyler sırasında diyeyim:), kalçama öyle bir şaplak indirdi ki 1 güne yakın kıçımda elinin iziyle gezdim.

Ama tüm o kavga iyi oldu mu, oldu. Ufak bir şeyden kavga çıkması asıl büyük sorunları bir süreliğine örtüyor.


29.07.2013

kalakalmak

Benden olsa olsa kalan olur. Gidenleri bu yüzden pek sevmem. Onların cesaretini gördükçe ‘yapabiliyorsa burda kalıp hayatına devam etseydi’ diye çığırtırım birde. Arkalarından kesinlikle su dökmem. Götüm havada olduğundan ‘kal’ da demem. O kendi gelecek. Dönerse senindir, diye takılanlara aç da götüne gül derim. Böyle çekilmez aksi bir şeyim.

Bence giden, daha önce kalan olmuş olsaydı gitmeyebilirdi. Sanırım hala, insan kendisine istemediğini başkasına yapmaz kafasındayım. (O değil de aklıma ne geldi, yıllar evel küçücükken öğretmen sınıfa hayata dair prensip edindiğiniz bir cümle var mı gibisinden bir şey sormuştu, bir kız da kalkıp şrank diye bu söylemişti: kendime yapılmasını istemediğim bir şeyi başkasına yapmam. Özenmiştim.) Gene de mantığım birinin elbet gitmesi gerektiğini söylüyor. Bunlar hayatın içinden.

Ama bence giden, kalanın bazı umutlarının da paçalarına takılıp peşinden geldiğini bilse böyle kolay gidemezdi. Habersiz, hoşçakalsız. Birinin arkasından el sallamış olsa, o elin her gece göğsünden lime lime et koparacağını bilirdi. Ama hemen kendimi toplayıp, acıma, acınmak canımı en çok acıtandır der, kaçardım.

Bence koyan gidenin gidişi değil. Habersiz gittiğinde içimizde kalanlar. Bir türlü atamadığımız, kusamadığımız, hırıltılı hırıltılı yaşamamıza sebep olan cümlelerle örülmüş o yumru. Boğazımıza oturan.


13.07.2013

kırgınlık, pişmanlık, öyle bir şeyler

Sevgilimle aramızın kopuk olduğu dönemde bir adamla tanışmıştım. Aslında komik bir tanışma anımız var ama şimdi onu anlatasım yok. Güzel bir arkadaşlıkla başladık diyelim.

 Onunla konuşmayı seviyordum. Pek konuşkan değilimdir ama sevdiğim insanlarla olduğumda da bazen susmayabilirim. Önceleri havadan sudan boş boş muhabbet ederdik sonra ona sevgilimle olanları anlattım. O da her seferinde ‘bu böyle yürümez, benimde buna benzer bir ilişkim vardı, uğraştık durduk, en sonunda da bitti’’ falan derdi, bende saf saf dinleyip gaza gelirdim. (ki söylediği gibi olmadı, bunu da not düşeyim)

Aradaki yaş farkından dolayı mıdır nedir, akıl veren daha çok o, bende dinleyendim. İşin garip yada doğal yanı, bilemiyorum, iyi de geliyordu. Sık sık ilgilenirdi, arayıp sorardı, tatlı tatlı uğraşırdı benle. Gözümüzden yaş gelene kadar güldüğümüzü bilirim. Kavgasız gürültüsüz. 

Her neyse.  Bir zamandan sonra, bir konuşmanın ortasında pat diye beni sevdiğini söyledi. Birden bire. İçimden bin türlü his geçti o an, kafamı verip yazamıyorum şimdi. Ama sessiz kalırken ve sonra olamayacağını söylerken en çok hissettiğim, arkadaşlığını kaybedecek olmamdı.

Ki düşündüğüm gibi oldu.

Üzerinden çok uzun zaman geçti. Arada aklıma geliyor. Ama her hatırladığımda özlemin yanı sıra, rahatsız bir his var içimde. Bunu şimdi daha iyi anlıyorum.

 Bu adamın bana bir zamandan sonra ilgi duyduğunu anlamıştım. Ama görmemezlikten geldim. Böyle bir şey hiç yokmuş gibi. Onunla konuşmak, hele öyle bir dönemde yanımda olduğunu hissetmek iyi geliyordu. O yüzden birden bire hislerini açtığında aslında şaşkınlıktan başka bir şey yaşıyordum. Tamamen kendimi düşünüyordum.

O günden sonra birkaç kez karşılaştık.. Göz göze gelmemek için bakışlarını kaçırıyordu. Onu kırdığımı belki de ilk o zaman fark ettim. Çoğu şeyi paylaştığım adam yabancı gibiydi. Ve onun bu haliyle içimdeki o rahatsız his anlamlaştı.

Keşke başka zaman, başka bir şeyler olsaydı da böyle bitmeseydi. 



30.06.2013


Heyecandan sevişmeyi durdurduğumu bilirim. Kalbimin biraz daha normal atması için uzaklaşmıştım ondan. Ama o beni öyle izlerken sakinleşmek zordu. Sakince gülümsüyordu, kızaran yanaklarıma mı, titreyen ellerime mi hangisine bilmiyorum. Bu sefer daha sert kucakladı ve deminki heyecan tekrardan sardı. Dürtülerimle sarılıyordum ve adım adım yaklaşıyordum. Bir an evelle hiç bitmemesi arasında bir yerlerde kaybolmuştum.

Alıp başını gitme asıl bu dakikalarda olurmuş. Mantığımla o gün bugündür pek görüşmüyoruz. Tutku hayatın bir yerinden içeri girdikten sonra güzel bir oyuna düşüyorsun. Tüm o kavgaların, küfürlerin sonunda kapıyı çarpıp gidemiyorsun. Yıllar geçtikçe ilk günkü heyecan artık kalmasa da, gene bir şeyler tutuyor seni yerinde. Kimbilir hani şu hep bahsettikleri, aşkın zamanla dönüştüğü şeydir o. Bilmiyorum. Ama bazen bitirebilmek de gerekir, değil mi?

Gecenin bir yarısında bunu niye düşündüm bilmiyorum. Biliyorum da bilmiyorum. sarhoşluğuma veriyorum. 


22.06.2013

alakaya maydanoz

Bir ilişkide imalar gereksiz. Bunu da ben yokken özler sarılır diye koltuğun bir köşesine bıraktığım ve yeri hiç değişmeyen geceliklerden, defalarca söylememe rağmen basılmayan sifonlardan ve önemli değil dedikçe devam eden şeylerden anladım. Ne zaman çıldırıp evde bağırdım, gördüm ki çoğu imayı anlamamıştı. Aynı şekilde benimde oluyor, hatta kafam biraz dağınık olduğu için söylediği şeyi duymadığım da oluyor.  He öyle mi demiştin, diyebiliyorum mesela. Ama bir süre sonra tüm bu eziyetimsiler bitiyor ve rahat rahat aman kırılır korkusu olmadan iki tarafta iletişime geçiyor ya bunu tadı başka işte. Pek güzel.

Madem gecenin 1inde çenem düştü, şunu da yazıp bitireyim. Şu yaşıma geldim, bazı geceler yatak odasından mutfağa gideceksem önce koridorun ışığını sonra koridordaki tuvaletin ışığını yakıp hızlı hızlı mutfağa giriyorum. Ama kimse bana karanlıktan biraz korktuğumu kabul ettiremez. Etmem.

14.06.2013

mühim değil

Bir adamın ardından mühim değil dedim ve lanet o zaman başladı. Uyandırmadan yastığındaki saçlarımı toplayıp çantama tıktım. 20 küsürlerde, yaşımdan biraz büyük bir aşka dalmıştım ve bir şey başımı sudan çıkardı.

Birkaç gece sonra, uyumaya çalışırken odama yaklaşan topuk sesleri duydum. Bir kadın sessizce kapıyı açıp yatağıma yaklaştı. Yüzü ifadesizdi. Hiç göz göze gelmeden sakince avucumun içine elinden bir sürü kurtçuk bıraktı. Yutmam için. Sevgililerine pek şefkatli davranmayan bir kadının yalnızlığı da ona şefkatli değildi.

Ziyaretleri genelde gün aşırıydı ve mutlu mutsuz fark etmeyip gelirdi. Bazen insaflı davranıp ardından su da uzatırdı. Zamanla onunla konuşmaya da başladık. Aşka inandığım için bana aptal derdi ama aşka inanırdık çünkü iyi gelir. Birinin bizi en boktan halimizle bile sevdiğini bilme fikri güzel.

Burnumu omzuma her yaklaştırdığımda kokusu gelirdi ve bir adamın kokusunun üzerime nasıl sindiğine şaşırırdım. Genelde saçlarımı örmekle meşguldüm. Ve hissizleşmeyi umarak, güneşin altına serip kurumayı bekler gibi öylece uzanırdım.

Midemdeki küçük kurtçuklarla, açık kalmasına dayanamadığım saçlarımla, kimseye dokunmak, dokunulmak, fazla konuşmak, fazla insan katlanamadığım bir dönemde tek düşündüğüm,
mühimdi.