18.12.2012

KALP

Hani bazen yarışma programlarına kalp atış efekti  koyarlar ya. Güm güm… Güm güm…

Beyin daha neyi gördüğünü idrak etmeden kalp hevesle hızlanmaya başlamıştır bile. Öyle ki sanki kalbini çıkarmışlar da boğazında atıyor. Yada kulağında. Öyle bir yerde atıyor ki tüm vücut hissediyor hızlandığını. Ciğerler küçücük kalıyor kalbe.

Birilerinin yüzünde kendi mutluluk yapbozunuzun önemli parçalarını bulmak garip. Üzerinden 6aydan fazla bir süre geçmişken ve sadece rüyadakilerle yetinirken belki de uzun zamandan beri ilk defa şükredersiniz, onu gördüğünüzde. Kalpte destekler bunu.

Bu kalp öyle bir şey ki, ona yaklaş daha hızlanayım der gibi, onu kokla nefesini boğazında tutayım, ona dokun tüm kanını bacaklarının arasına pompalayım der gibi. Şartları açık ve Onunla anlaşmanın başka bir yolu yok.

Ve kimbilir kaç kişiye dokunmuş olsanız bile onun yanlışlıkla değen elleri altında titrersiniz. Çünkü bazen gerçekten sevdiğiniz insanlarla hiç sevişemezsiniz! Kokusu yastığınıza sinemez mesela. Çıplakken nasıl sarılır hiçbir fikriniz yok. Bilmemek mi daha iyi bilmiyorum, çünkü

İtiraf edelim. Bazı insanlar vardır ki hassas nokta, zaaf her neyse o odur. Bir ‘GEL!’ demesiyle tüm yeminlere düşman olup tekrar, tekrar, tekrar oyunlarına kapılırsınız. Öyle ki çevrenizde neler olduğunu duyamayacak kadar nefes seslerinize, iniltilerinize karışırsınız. Bir şey sizi uyandırana kadar. İçinizi lime lime ezene kadar. Sizi yalnızlığınıza tekrar bırakana kadar. O yüzden bilmemek mi iyi, bilmiyorum.

Ve  Aşkın nasıl sızlattığını merak ediyorsanız, onu giderken izleyin. Yüreğinizin neşesi de onun paçalarına takılıp peşinden gidecektir. Ve sanırım birilerimizin hevesleri, tutkuları birilerinin ardından sürüklenip gitmekte.


15.12.2012



İnsanın canını ne güzel acıtıyor.
Kalbini minik odalara sokup her atışında soğuk duvarları hissettiriyor.
Onu özletip, özlenenlerin üzerinden çok zaman geçtiğini hatırlatıyor.
Oysa ne güzel sevişirdi! Arzuyla acı arasında boğuşmaya bırakıyor insanı.
Ve birileri de bizi başka hikayelere götürüyor .

Neyse ki bu gece şarabım var. Hatta sarhoş oldum bile. Üstelik ayrılık acısı yaşadığım da yok. Bana başka şeyleri hatırlattı bu gece.


2.12.2012

Bazı şarkılar var.

Bana yıllar önce aileyle çıkılmış tatillerdeki deniz kenarında yapılan akşam yemeklerini hatırlatır.

Arkada çalarken güneşin batışını izlediğim, rakıyı sadece burnumu uzatarak kokladığım, annemin ısrarlarıyla biraz daha yemek yediğim günler.

Hiçbir şey bilmediğim, benim bakıp da anlamadığım günler.

İhaneti, terk etmeleri bilmediğim, henüz kalp kırıcı insanlarla pek tanışmamış, kimseyi hayallerinden soğutmamış, içimi daraltan cinsel arzuların olmadığı günler…

Gene de öyle çok dönmek istemem. Bir çocuğun saflığı ne kadar şaşırtabilir? Ama defalarca darbe yemesine rağmen aşka inanan bir erkek şaşırtabilir, hatta aşık edebilir. İşte ona dönmek isterim. 
Beni tekrar kandırsın! lütfen


25.11.2012

Nereye kadar

Eve girdiğinde içini nedensiz bir tedirginlik kapladı. Karanlıktı, ışığı yakmadan yavaş yavaş ilerledi. Uyuyor olmalıydı. Salona göz gezdirdi, her şey bıraktığı gibiydi. ve sevdiği adam koltukta kıvrılmış uyuyordu.

Onun tam karşısındaki koltuğa sessizce oturdu. Yüzüne baktı, gülümsememek elde değil. Ama tebessümü fazla uzun sürmedi, çünkü uzun zamandır beyninin kıvrımları arasında sinsice dolaşan bir düşünce vardı, evin sessizliğiyle birlikte patlak verdi. Ya ayrılırsam?

Evlilik aşamasındaki arkadaşları, yeni evli çiftler, şu sıralar kiminle konuşsa hepsi emin, hepsi kararlı, hepsinin gözü kesinlikle başkasını görmeyecek. Oysa kadın, bir zaman sonra bazılarının böyle olmayacağına emin. Bu sonsuza kadar hayalleri ise kendini sorgulamasına neden oluyordu.  Zaten kadın, filmlerdeki romantik konuşmaları değil gösterilmeyen düzüşmeleri merak ederdi.

Bu sefer ayrılık sonrası onu da düşündü. Birbirleriyle değişen hayatlarını, alışkanlıkları, uyumlarını.  Toparlanmamız ne kadar zaman alır? Hep ‘daha çok’ diyen bir kadın olmuştu onunla. Daha çok sev, daha çok seviş, daha çok özle beni! Yaşarken nasıl izler bırakacağını düşünmeden yapmıştı bunları. Şimdi ise ilk defa tedirgindi. Onu çok seviyordu, gerçekten çok,  ama gene de bunları düşünmesini engellemiyordu işte.

Belki de sevgililerimizi uyurken seyretmemeliyiz. O farkında bile değilken yüzüne bakıp dakikalarca düşünmemeliyiz.

Canı sıkkındı. Uyandırıp sorsa ne yanıt alacağını iyi biliyordu. Ona göre ilişkilerine bir sorun olmazdı. Bir ömür sürerdi. İstemedikçe aldatma olmazdı. Cinsellik her zaman çok da önemli değildi. Yorgunlukla gözlerini kapadı. Kadın hiçbir zaman bunlardan emin olamazdı.

Biri ona söylese rahatlayacak belki, Gittiği yere kadar diyip yola çıkmak, sonsuza kadar diyerek çıkmaktan daha gerçek, değil mi?


19.11.2012

Kavgalar arzuya engel mi


Sarhoşken sevişmeyi pek sevmediğimi bildiği için tüm gün şarap şişesini uzak tuttu benden. Geceye dair bazı planlarımız vardı. Ama ne olduğunu anlamadan ufak bir şeyden kavga çıktı. İçimizde biriktirdiğimiz çok şey varmış meğer, patladık. Bu sefer alttan almadı.

O kavgalıyken sevişmek istemez. Bazen onun aradığı kadın olmadığımı hissediyorum. Belki daha sakin, uyumlu, onu yormayan bir kadınla daha mutlu olabilir. Benzerini kendim için de düşünüyorum. Ama onu başka bir kadınla mutlu olduğunu düşününce tırnaklarım öyle uzuyor ki…

‘’bitti!’’ dedim. Uzun zamandır ayrılık lafını ağzıma almamıştım. Kararlılığımı görünce özür diledi -ki tek haksız o değildi. Fırsatım olsa biraz uzaklaşırdım, ama başka bir şehirde arkadaşlarında kalıyorduk ve o gece de beraber yatmak zorundaydık.

Gömleğinin kollarını yukarı sıyırdı, bileklerini izlemeyi çok severdim. Ardından bir sigara yaktı, sigara içişini de izlemeyi sevdiğimi bilir. Uzun süreli birlikteliklerin en sevdiğim özelliği, bazı şeyleri söylemeden de anlıyor olması… Öfkeme rağmen o an aklımdan neler geçirdiğimi, kalbimin nasıl hızlandığını çok iyi biliyordu. Aynı oda içinde hiç konuşmuyorduk. Üstümü değiştirirken de bakmayıp arkasını döndü ki çıldırdım.

Sevişmeyip onu şaşırtmayı çok isterdim. Ama bu kadar istiyorken dokunmamayı kendime ceza olarak görüyorum. Tüm düşünceleri kafamdan atıp kucağına çıktım. Sonra da koynunda uykuya daldım, alıştığım gibi. Uyandığımda ise bazı düşünceler dolanıyordu beynimde, hani uzun süreli birlikteliklerin o çok sevdiğim özellikleri bazen korkutuyor beni. Ama her korkumda, tedirginliğimde yanımda olan adama bu durumu anlatamazdım. Onu uyandırıp tekrar seviştim. 


12.11.2012

Haberin yok

Uzaktan sigara içişini dudaklarını ısırarak izlerken o sanki küçük kız kardeşiymişsin gibi çenenden tutar ve ‘’bir sıkıntın olursa haber ver.’’ der. Sigarayla karışık kokusu yüzüne vurur, gizlice içine çekersin.

Sigara paketlerinin üzerinde ‘öldürür’ yazıyor ya. Hah!

Haber vereyim dedim.




19.10.2012



Seni seviyorum derdi. O seviyorum kelimesinde heyecanlanır, devamını dinlemezdim. Aslında sonrasında ne kadar kırılacağımı söylerdi değil mi? Ah o geceler de olmasa ayakta uyuyacağım.

Ondan sonra bir erkeği şefkatle sevmeyi de öğrendim biraz, ama onu değil. Bazen olmuyor.



30.09.2012

Öylesine

Anlatmak istediğim bir şeyler var gene. Başım da hafif dönüyor. Konuşmanın zamanı yani, hoşuna gitmezse sabah sarhoştum saçmaladım derim. hı? Tadını çok sevdiğimden dolayı mı dizili sanıyorsun bu içkileri. Yoksa sıkılıyor musun artık elimde siyah poşetle eve geldiğimde?

Biliyor musun, nedir şu kadınların sevmekten korkan erkeklerden çektiği? Oysa çok bir şey de istemiyorlar bence. Hani karanlıkta bir yere dokunmaya çalışırken belki sevdiği insanın ellerine değmek istiyor kadın. Yoksa her şey tamam hayatlarında.

Ne garip değil mi, bazen sabaha kadar bir yatağı paylaşamıyor insan hemen öncesinde aynı zevki paylaşsalar da. Ruhumuza dokunulmasından ne kadar çok korkuyoruz. Uykuda yakaladığımız o sakinliği uyuyan başka bir bedenin yanına yatıramıyoruz. Oysa sıcacık bir şefkati deli gibi özlemişidir. Ama ilk aşktan sonra, kırılmamak adına defalarca kırabiliriz sevdiğimizi.

Birde, sevdiğin şeyleri rahatlıkla söylemeni kıskanıyorum bazen. Ben kaybetme korkusuyla susuyorum çoğu zaman.

24.09.2012

mutualizm

Bu ara bir nişandır düğündür gitti. Tabii artan evliliklerle birlikte sorular da artıyor: ‘’eee darısı başına. Sen nişanı nasıl düşünüyorsun votka, gelinliğini düğününü zartı zurtu nasıl düşünüyorsun???’’

Evlilik hakkında pek yorum yapamam da sevgiliyle yaşamak hakkında kısacık birkaç bir şey yazabilirim.
Beraber kaldığımız ilk zamanlarda her gün birkaç kez sevişip öyle uykuya dalarken zamanla ‘şu yemeği yapalım, şu sosu deneyelim’ tıka basa yemek yiyip kardeş kardeş uyumaya dönüştük. Kendimi uzun yıllardır birlikte olup her gün sevişen olmaz diye sakinleştirmeye çalışıyordum. 

Yemeğe gelince, adam çok güzel yemek yapıyor ama 2 kişiye değil de 12 kişiye yapıyor gibi bir mutfak bırakıyor ardından. Bir keresinde tencerenin içinde canlılar yaşamaya başlamıştı. Ama son zamanlar hiç pis değildik.

Birde çok sürprizli bir insan olduğum için(!) evin ummadığı bölgelerinde kuru yemiş, sigara, içki saklıyorum. Hepsini o yemesin/içmesin ben yiyeyim diye. Cimriliğin bu kadarı yani. Ama böyle böyle zengin olan insanlar var.

Kavgaların az olması için sanırım herkesin evin içinde bir köşesi olmalı. İnsan yalnızlığını özleyebiliyor çünkü. Gece uykumun arasında gözlerimi açtığımda bazen ona sinirleniyordum. Bir tekmeyle yataktan atasım geliyor, sanki biraz uzaklaştırırcasına. Gülümsüyorum sonra, uyurken elimi tutuyor. Birde sabah onunla, kokusuyla uyanmak var. Stresli bir şekilde eve geldiğimde beni kollarının arasına alıp uzun uzun konuşması var. birde huzur falan...
Neyse burada bitiriyorum.

20.09.2012

Sanırım

Kokusu burnuma uçardı. Derin derin nefesler çekerdim havadan kokusunu çalarcasına. Ve kokunun kaynağına, boynuna kıskançlıkla bakardım. Elleri dokunurdu da parmaklarımı çekemezdim mıknatısından. Ve bazen dar koridorda yan yana geçerken kendimi ona yaslardım da bakışlarını görünce ne yaptığımın farkına varırdım.

Vücudumun yaşadığını hissediyordum onu gördükçe. Benden ayrı, sanki özgürlüğünü ilan etmiş gibiydi her organım. Mutlu oluyordum bu kadar canlı olmalarına. Yanaklarım pembeydi çoğu zaman, kalbim hızlı, ellerim hareketli. Dudaklarım devamlı tadını istiyordu. Meğer hayal gücüm bir yere saklanmış da aşık olmamı beklemiş. Meğer kendimde sevdiğim ne çok şey varmış.

Sarhoşum, aklıma geldi. Sanırım böyle bir şeydi ilk başlarda aşk

17.09.2012




Bugün çıkarıp iz bırakmazsam teninde, tırnaklarımın ne gereği var?

Bunu düşünüp duruyordum yüzüne gülümserken. Öyle yapmacık bir gülümsemeydi ki birkaç saniye sonra silinip gitmesi gerekirken yapışıp kalmıştı dudaklarıma. Keşke dedim, keşke tırnaklarımda böyle yapışaydı yüzüne. O tatlı yüzüne. Sakallarının biraz üstüne.

Bin tane plan yaptım. Aklıma ilk gelen orada yere yatırıp bacaklarımın arasında sıkıştırmaktı seni. Yada tenha bir yere çekip ‘hadi karşı koy!’ demekti düğmelerini çözerken. Ama sinirlerimi bozuyordun ve öfke ile arzu arasında gidip geliyordum. Aklıma geliyordu; Saçlarımı sırtımdan alıp göğüslerimin üzerine atardın, dudağını çıplak kalan ensemde gezdirirdin. Şimdi ben o lanet dudaklarını kanatana kadar ısırmazsam, dişlerimin ne anlamı var?

6.09.2012

Bazı geceler


                                                                                                                                                          2009

Bazı geceler beceriksiz bir el göğsümün içindeki etlerle oynuyor sanki. O gecelerde sabah bir türlü gelmiyor. Odanın içinde defalarca dönüyorum, bir şeyler içimi oyarken.

Korkuyorum. Ya yıllar geçtikçe huysuz, iki aşığı el ele görüp somurtan, kimsenin mutluluğuna sevinemeyen bir kadın olursam? Bundan sonra kaç kişiyle daha seviştim biliyor musun. Belki tekrardan sevebilirim diye. Belki bu sefer o sakin aşkı bulurum diye.

Ama yalnızlığımı içeren hücrelerim sanki masanın sivri kenarlarına çarpmış gibi sızlıyor.

29.08.2012

Anlatmak istediğim çok şey var ama şu sıralar kafam pek karışık. Birde bazı şeyleri yazmadan evel 146 kez düşünme gibi bir huyum var. Hatta bazen random gülüşüm abcçd şeklinde.

Bayramda kuzenimle küçüklüğümüzdeki gibi yatağa uzanıp, sohbet edelim dedik. Birbirimizi uzuuun zamandır görmüyorduk. ‘’Biliyor musun,’’ dedi. ‘’çocukluğumu çok özlüyorum, keşke o zamanlara dönebilsek.’’

Bazen tıklım tıklım otobüste giderken, küçükken anneme tek başıma bir yere gitmek için ısrarlarımı hatırlayıp gülümsüyorum. dizlerim yara bere içinde oynadığım günler. Özlüyorum ama dönmek ister miyim… Tekrardan çocukluğa dönmek her şeyi en baştan yaşamaya başlamak değil mi ama?

Kuzenimle o günkü sohbetimiz de yıllar evelki gibi olmadı. Yıllar geçtikçe ne çok değişiyoruz, bunu anladık mesela. Araya mesafe girse de görüşüldüğünde aynı yerden devam eden arkadaşlıklar var ama bazıları pek öyle olmuyor.


Son 4 senedir doğum günlerim haldır huldur sevişerek geçti. Bu seferkinde uyandığımda bir değişiklik istedim. Belki biraz yalnızlık.

Çünkü yanımda biri olduğunda ister istemez beklenti içine girebilirdim –ki ben birinin benden bir şey beklediği zamanlarda tedirgin olurum. Ama ne hissedeceğimi, hissettirdiğimi iyi bile bile bir beklentim olabiliyor işte.

O yüzden yalnız kalmak belki zamanla nasıl değiştiğimizi göstermeyecekti. Bilmiyorum… Hatırlamasını istediğim insanlar vardı. Ama küçüklükteki gibi yarın benim doğum günümmm  diyemiyordum mesela.
 
Bir adam var. sorunlarımı küçültmüyor ama beni daha güçlü kılıyor, elimi tutarken.
Öyle işte.

22.08.2012


Sana yaşadığında bizi hatırlatacak zevkler bırakıyorum.
resim:           peregrine heathcote
Yastığından gitmesi için başkalarını yatırdığın kokumu da bırakıyorum.
Ve hayır, yatağında siyah beyaz anılarımızı değil,
Bilerek en kırmızılarını bırakıyorum. 

Canını yakmak istemem ama yıllar sonra gördüğünde aklına berrakça gelsin diye
Seninle Tüm ışıkları yakıp sevişiyorum.
Özür dilerim, Koynuna yaslanıp huzur bulacağın kadınlardan değilim.
Başkasının yanında da huzur bulma diye boynunda morluğumu bırakıyorum. 

Sen gittiğimi sanıyorsun ama
uykusuz geceler, mide ağrıları ve kıskançlıkla karışık sızıları
tekrardan yaşaman için hayatının sakinleşmesini bekliyorum.
Kafanı karıştırıp 2 kadın arasında kalma diye seni  
Unutmak için dokunduğun birçok kadına bırakıyorum. 


16.08.2012

Bir zamanlar başka şehirde

’'Nereye gidersen git, kurtulurum senden!’’ dedim. Zaten o an kavga ediyorduk. Bir hışımla otobüsten indi. Dizi izler gibi bize bakan otobüs yolcularının içinde öylece bıraktı beni. Çekirdek versem çitletcekler, öyle keyifliler. Gözlerim dolu dolu, ağlasam ayrı bir şaşkınlık olur. Otobüsten inmesi zaten onlar için sezon finali gibi olmuştur, yok onlara bu mutluluğu yaşatmıcam tut kadın kendini, dedim.

2 saat sonra aklım başıma geldi tabii. O anki sinirle git dedim de adama, adam zaten karar aşamasında, daha da hızlandırmayayım bu karar işini.

Nitekim öyle oldu. Kararını vermiş... iyi de sen oraya tatil için gitmiyorsun ki! biraz zorunluluk aslında. ‘’hımm, peki, senin hayatın, umarım doğru karardır.’’ Diyorum diyorum da bir elim de yastıkları parçalamakla meşgul. İçim acıyor.

Günler geçtikçe aramızdaki tatsızlık kalktı ama onun gideceği gerçeği ayrı bir tatsızlık. Ah dilime biberler süreyim diyorum, ama onun yanında da bir gururlar falan. Neyse ki o kadar uzak değil gideceği yer. Hem belki iyi bile gelir.dimi?!

Bir sabahın köründe aceleyle gideceğim yere yetişmeye çalışıyorum. Ama mutsuzum, onun o lanet şehirde ilk günü. Mesaj geliyor sonra, ‘’ben geldim buraya, yerleşicem şimdi’’ diye. Heh dedim, beni de sardı uzak mesafe ilişkisi.

Günler günler geçiyor, gömleğiyle uzaktan bakışıyoruz. Giderken bıraktığı gömlek. Zor günler için saklıyorum ama baştan çıkarıyor; ‘’kokla beni, özledin, kokla beni!’’. Dolabın en arkasına itiyorum.

Devamlı telefon konuşmaları, mesajlar… Birini bu kadar özlemek sinirlendirse de özlendiğini bilmek var mesela. Aradaki sürpriz gelişleri. Bir defter yapmaya karar verdik, ayrı günlerimizde hissettiklerimizi oraya yazıp, geldiğinde birbirimize vereceğiz. Bu fikir tabii ki benden çıktı, acıyı seviyorum evet.


Bu süre içinde beni şaşırtan bazı şeyler oldu, meğer birileri sevgilimin şehirdışına gitmesini bekliyormuş. ‘’uzak mesafeli ilişki zordur, biter sonunda. Yıprandığınla kalırsın. Sıcaklığını, ellerini hissetmeden olur mu hiç? Ellerini tutabileceğin biriyle birlikte olmasın(ben).’’ Çok yardımcı oldun. Benim derdim bana yetiyor zaten. Birde aradığımda açmadığı zamanlar, tek kaşını kaldırıp ‘’hımm, açmıyor mu?’’  diye şüpheli şüpheli bakarlar. ‘’uyuyordur, duymamıştır, meraklanma’’derler ardından . Senin o tek kaşın havaya kalkmadan evel meraklanan mı vardı. Sakinleştiriyor bak bide.

1 yıl böyle geçti. Yazımı kolay oldu ama hiç kolay değildi tabii. Çoğu şeyi unutmuşum bile, üzerinden de epey zaman geçti. Dönüşü güzeldi ama. 

12.08.2012

El ele tutuşmak

Kadın durakta beklerken gördüğü çifte dalgın dalgın bakıyordu. Ne zamandan beri gülümsetmek yerine hüzünlendiriyor, diye düşündü. Keşke ‘ah ne güzel’ diye imrenen sesleri dinleyip başını o tarafa çevirmeseydi.

Hani uzun zamandır birlikte oldukları için övünen yaşlı çiftler, bana ümit vermiyorsunuz. Tam tersine umutsuzluğa da düşürüyorsunuz, ben niye beceremiyorum diye. Mutluluğunuzu değil de o kötü zamanlarınızı anlatsanız. Çünkü mutluyken duruyoruz yan yana, ben zor zamanları merak ediyorum. Zar zor yürürken el ele tutuşan çiftler, hayır bana hiç yararınız olmuyor. Birleştirdiğiniz elleriniz arasında içimi burkuyorsunuz.

En azından biriniz, çok zor tutuşturuyoruz bu elleri dese. Yada ne sadakatsizlikler, yalanlar gördük ama bırakamadık dese. Yada en azından, zor günler için bir formül bulduk, kolay olmadı dese. Yoksa masal gibi geliyor ve ben niye tutturamıyorum diye çıldırıyorum.


Düşüncelerinden silkelenip o gülümsemeyi kadında yüzüne taktı. Ne güzel gerçekten, dedi parmağındaki alyansla farketmeden oynarken.

10.08.2012

Küçükken

Nerden esti yazmak bilmiyorum, uykusuzluktan heralde. (gerçi yayınlamak başka zamana kaldı ama..)

İlkokul zamanları, 5. Sınıf gibi gibi. böyle genç kızlar-kadınlar için dergiler var. O dergilerde de bazenleri kıç kadar cinsellik kısmı olurdu, görürsem ilk hevesle oraya bakardım. Bu dönem aynı zamanda ilk kez mastürbasyonu keşfettiğim dönem. Utana sıkıla kendime dokunuyorum ama yanlış bir şeyler yaptığımı hissediyorum. Bir daha yapmıcam bu son, diyorum ama zevkte alıyorum. Niye üzülüyordum bilmiyorum ama zaten uzun sürmedi. Yıllar sonra birkaç kadınla böyle bir şeyin konusu geçti, meğer aynı üzüntü onlarda da olurmuş o zamanlar. Merak ediyorum, erkekler yaşamış mıdır bir dönem bunu? Hiç sanmıyorum.

Her neyse, gene dergiyi bir harf kaçırmadan okumaya çalışırken başımdan aşağı bildiğin kaynar sular döküldü. Cinsel yolla bulaşan hastalıklar varmış!! Bende cinsellikle ilgili bir şeyler yapıyordum. kendime dokunuyordum, zevk alıyordum. Yani bende bu hastalıklardan kapmış olabilir miydim! Birkaç gün kendimi yedim durdum.

Hastalıkların altında belirtiler de yazıyordu ve hepsini ezberleyene kadar okuyordum. Nasıl tedavi olacaktım hem, kendimde gidemezdim ya doktora. Bu kadar zevkli olmasından anlamalıydım bir bokluk olduğunu!

Sonra nasıl normale döndüm hatırlamıyorum, uzun sürmemiştir herhalde. Ama kızım olursa kendim anlatırım bunları. Gerçi şimdiki gençlik asla o kadar aptal olamaz ya.
*
 İlkokul kaçta olduğumu hatırlamadığım yıllar. Sınıftaki bir çocuktan hoşlanmış, sonra diğer kızlarında ondan hoşlandığını fark etmiş, o çocuğun da herkesten hoşlanabildiğini fark etmiştim. Bunu görmek canımı acıtmıştı tabii. Üstelik annem de pek düşkündü bana. Okuldan geldiğim gibi kederle çantamı yere atar, hayatımın zorluklarını günlüğüme yazardım.

Yaşadıklarımı başkalarıyla paylaşmam gerektiğini düşünmüş olmalıyım ki bir akrabama gidip ‘ben kitap yazıcam, bana yardım eder misin?’ diye sordum. Aşk acısı çekmiştim, dost kazığı yemiştim, annemin fazla ilgisine maruz kalmıştım. Ben artık 10 yaşında hayatı çözmüş bir kızdım.Ayrıca, belki görürüm diye geceleri 10 dakika gökyüzüne bakıp beklediğim ufoları da yazacaktım. Bu da nasıl geçti şimdi hatırlamıyorum.

4.08.2012

Olabilirdi

                                                             resim:    steve hanks     
resim


 Kadın, ‘’biz seviştik’’ dedi utangaç bir gülümsemeyle. Ağzını kapatamadım. Ka-pa-ya-ma-dım. Öylece uçtu bu cümlecik dudaklarından.

Senle de benimle olduğu kadar istekli sevişti mi, diyemedim. Kimi zaman özlemle, kimi zaman bir masanın üstünde sevişti mi tutkuyla, diyemedim. Sana da dokunuyor mu saatlerce, HİÇ SANMIYORUM!         Diyemedim. Çünkü olabilirdi.

Bana o derdi; ‘hiçbir zaman başkasıyla böyle olmaz.’ Ve biliyor musun, ona ‘olur elbet’ diyen kimdi, ben! Ama anlatmadım bunları kadına. Onu kendi elimle uzaklaştırdım di-ye-me-dim.

Olur da bir cümle daha uçar dudaklarından, göğüs kafesime bir bulut daha yerleşir diye hep tetikteydim. Yüzündeki gülümsemeyi yırtıp atmak istedim anılarımla. Bizi görsün istiyordum, o övüntüsünün boşa olduğunu. resimlerimizi göstermek istedim, mektupları, tatilleri. Biz birbirimizi çok sevdik, hiçbir şeyi umursamadan, söyleyemedim…

Gözlerimi açtığımda yanımda uyuyordu. Oh be rüyaymış diye sevinemedim bir an. İçim hala acıyordu çünkü. Rüyaların böyle güçlü olmasını sevmiyorum. Uyurken doladığı kolu ittim hızlıca. Ve o gün rüya yüzünden suratsız bir kadın olmuşum. Farkında değildim.

26.07.2012

Bakarken

Çok hüzünlü gelmişti bana yalnız yürüyüşü. Başını eğmiş, gözleri yerdeydi. Belki kendini mutluluktan salmıştı çimlere. Ben hüzün dediğim bakışlar belki dalgın bir aşktı. Ama gene de o sallana sallana yürürken ellerinden tutmak istedim.

‘şşş!’ demek istedim. ‘tamam geçti’ demek onu omzuma yaslarken. Belki de kırılıp çok içmişti, çünkü tanıdık bir boşvermişliği vardı. Geçici. ‘bende yaşadım.’ demek istedim bu kadına. ‘yarın tekrar başlayacak, o zamana kadar uyu koynumda.’

İnanır mıydı bilmem… kıskanmamak istedim ama olmadı. Ben kırılırken kimse dikkat etmezdi çatlaklarıma. Oysa bu kadında incinmişlikler hem öyle belirgin hemde öyle saydam duruyordu ki. Kendimi alamadım onun yalnız yürüyüşünden. Bir ben mi fark ediyorum diye baktım çevreme. O uzaklaşıp araya mesafe katarken daha da hüzünlü geliyordu. Ve garip bir şekilde ona bunu öyle yakıştırmıştım ki başka şekilde dikkatimi çekemezdi.

Seslenemedim o yüzden. İçim, çığlıklar at gözlerini yerden kaldırsın, derken bile.

19.07.2012

Evlenmiş

Kadın ekrana donup kalmış bakarken beyninin içinde aynı cümle dolanıyordu; ev len miş

Geriye yaslandı, gülmek istiyordu garip bir şekilde ama önce sigarsına uzandı. Bir yazı bu kadar mı keskin olur, dedi içinden. Farklı anlamlar çıkarmaya hazırdı ama çok açıktı her şey. Onu bıraktığı gibi bulmamıştı. Dünyasını kendisinden başkasına açmıştı, bunun için söz vermişti, imza atmıştı. Artık o adam, yazıştıkları gecelerdeki gibi tek başına yatağa girmiyordu. Göz ucuyla da kendi yatağına baktı, tek kişilik yatağına…

Ya ne bekliyordun, diye sordu kendine, elbet olmucak mıydı bu? bir ilişki yaşamaktan korkan iki eski sevgiliden biri evlenmiş. Ya ne bekliyordun? Seni çağırmasını mı? Belinde kırmızı kurdelesi olan gelinliğe birde sen mi altın takacaktın? Göbek mi atacaktın düğününde?

Evli kelimesi bir insana bu kadar mı yakışmaz? Kadın defalarca düşündü onun bu yeni halini, kurguladı kaç kez… işten yeni gelip çantasını yere koyarken karısını öptüğünü, tv karşısında yayılırken kolunu karısına doladığını, sabah kahvaltıda konuşmadan yemek yiyişlerini, gece yatarken odalarının ışığını nasıl kapadığını bile düşündü.

Onun evlendiğini idrak edebildiğine göre kendi hisleri geldi aklına, sahi ne hissediyordu? şaşkınlıktan başka bir şey yoktu. Sanki dünyadaki tüm hisleri kaldırmışlar ve bir tek bunu bırakmışlar.

 Düşünmeye devam etti.

Sol elinde artık alyansı olmalıydı. İçinde de karısının ismi yazılı mı? geceleri alyanslı eliyle karısına sarılıyor mudur? Bu düşünceyi kafasından atmak için hızla salladı başını iki yana. Aklından çıkmalıydı, gece birbirlerine karışan nefesleri, her an birbirine değen tenleri, belki de o tenin üstündeki artmayan başlayan terleri… işte şimdi dünyasına bir his daha girmişti, acı…

İkinci sigarasına uzanırken telefonu çaldı. Cıvıl cıvıl ses, donuk bir iyiyimle karşılaşınca ne olduğunu sordu. ‘’Evlenmiş’’ dedi kadın.

Birkaç şaşkınlık nidalarından sonra konuşma günlük hayata kaymıştı bile. Kadının beyninde ise hala aynı cümle dolanıyordu. Aklına diğer evli çiftleri getiriyordu, onun nasıl bir koca olduğunu düşünürken bir hışımla ‘’kapamam gerek telefonu’’ dedi. Tabii ya, belki çocukları da olurdu.

Hiç düşünmüş müydü kendisinin o adamdan çocukları olmasını? Hayır düşünmemişti. Evleneceklerini bile düşünmemişti. Aslında geleceğe dair hiç hayalleri olmamıştı onunla.

Ne garip, dedi kadın. Birbirimizden farklı, yakından izlememize izin vermediğimiz hayatlar yaşıyoruz. Gene de tam kopmamak için birkaç cümleyle özet geçiyoruz, sıradan bir arkadaşımızın yazılarını okur gibi okuyoruz hatta okuduğumuzu da belli etmiyoruz. İşte bu yüzden merak etmemeliyim o kadını, gecelerini, mutluluğunu. Biz birbirimize bunun yasağını koyduk.

resim              steve hanks

Bir sigara daha yaktıktan sonra yatağına uzandı, tek yattığı yatağına.

18.07.2012

Başlamadan bitenler

Biraz da tatsız ilişkilerden bahsedeyim dedim. Yaşadım yada yaşandı yakınımda. İşin eğlencesindeyim yazarken.

Ahtapot burcu

Tenhada ve baş başa kalınan zamanlarda bu insanın kollarının çoğaldığını görürsünüz. Sinemada tam konsantre film izlerken lonk diye kolu düşer boynunuza. Rahatsız olursunuz, yapmacık bir gülümsemeyle geri çekilirsiniz ama nafile. Daha da yakınlaşmaya çalışır hiçbir isteğiniz yokken.

Yada evinizde, cafe de ciddi bir konuşma içindeyken adamın elini belinde hissedersin. Kibarca geri itip konuşmana kaldığın yerden devam ederken o el birden kalçanda olur, gene beline çıkar, sonra başka el göğsünde olur, onu itersin ensende bir el çıkar. İşte o zaman dersin, bu adamın 2 kolu yok, benden sakladığı kolları var ve tenhada çıkartıyor işte! Üstelik tekrar tekrar itişlerine rağmen o oyun yaptığını sanar. Söylersin, cilve sanar. Seni yatağa atmak istiyorsak, uzatmayız direk atarız zaten. Ne cilvesi gerizekalı.

Buna benzer diğer türde nolur eve gidelim insanıdır. Aslında bu zamanda bir insanın bu kadar umutlu olması beni mutlu ediyor. Bugünüm iyi geçsin, diye bile bir umudum yok benim ama herifin akan salyalarına rağmen bir kadının evine gelme umudu var. Kıskanıyorum, bende dünyaya bu erkekler gibi sevgi dolu bakmak istiyorum. İnsanları, film izleriz valla ya, gibi boktan yalanlarla kandırabilme olasılığının gözümü döndürmesini istiyorum. Çok şey mi hı?

 Beni seç

Malını satmaya uğraşan iyi bir pazarcı modunda kendisini anlatır. Kaçmak için ‘dönüşte uğrarım’ dersin, seni görür de ‘e abla domateslerimize bakacaktın’ ısrarlarını dinlememek için her zamanki yolunu değiştirirsin.

-yatakta harikayım. Aslanım Kaplanım. En az 1 saat. 2011 yılında şu kadar şu kadar kadınla birlikte oldum. Günde birkaç kere birlikte olmak istiyordum ama eski karım istemiyordu, yoruluyormuş.

-klitorisin yeri nerede?

-ee ımm?

-sıradakiii!

10 parmak 10 marifet

Şimdi 1 erkeğimiz 2 kadınla tanışmıştır. Birinci kadına aşk istemediğini, eğlenmek istediğini, onu cinsel açıdan beğendiğini söyler. İkincisine ise ciddi bir ilişki istediğini, günlük ilişkilerden bıktığını ve aradığı kadını bulduğunu söyler, uğruna aşk sözcükleri döker. Yani böyle donanımlı, farklı bir erkek. Yandan bakarsan ıssız adam, önden bakarsan niyeti ciddi.

Her neyse, bu erkeğimiz aynı anda bu iki kadınla mesajlaşmaktadır. Birinci kadına telefonda erotik mesajlar atar kendi kendine.
Ama aynı zamanda da ikinci kadına da ders çalıştığını, bu yoğun dönemde aklından hiç çıkmadığını, o olmazsa hiçbir şeyden zevk almadığını yazar.

Bu iki kadınla mesajlarını ikisine de ortak ve tek doğru şeyi söyleyerek o günü bitirir:
 ‘’duşa giriyorum.’’

Oysa bilmez ki bu iki kadın yan yanadır ve çook gülüyorlardır.

8.07.2012

Biliriz de...



Hadi ama itiraf edelim. Aslında biliriz, neden şehir dışlarını tercih ederiz. O adam seni terk etmeden önce, o kadın uzun tırnaklarıyla kalbini ezmeden önce ve özgürlüğün 4 duvar arasında seni bu kadar yormuyorken aslında o kadar da kötü değildi bu şehir. İçinden uyumaktan başka bir şey gelmiyorken, sigara paketleri bu kadar dizilmemişken kötü değildi.

Ama giderken bahanen tamamen başkaydı. İş, okul, gereklilikler… İstesen söylerdin asıl sebebini ama insanların yapmacık samimiyetinden sıkıldın.

 Seni çok seven ailene belki anlatamazdın özgürlüğünü nasıl sevdiğini. Her şey yerinde gözüküyorken ruhunun nasıl da o her şeyden uzaklaşmak istediğini. Belki bilmez istemezler de- bilirler…

Yeni bir başlangıç olsun dedin, başka telaşlarım olsun dedin, belki zamanla orda mutlu olurum da dedin kendine. O sahilde onu tekrar görebilirim heyecanını tatilde şehre geri döndüğün zamanlarda yaşamak istedin. Belki de o şehre onunla gidecektin. Hayallerine sıçana kadar. Bavula bilerek koymadın değil mi fotoğrafları, giysileri… şimdi sakince gülümsüyorsun da yapabilsen başında kırardın o bavulu koyduğun eşyalarla birlikte.

İyiyim burada dersin de gece burnunda tüter o şehir. Her şey yolunda anne ya dersin de, bir şarkı gözlerini doldurur. Çok seven insanlar vardır da belki çok sevdikleri için kaçarsın. Bizde dinleriz iyi olduğunu-başka bilmez istemeyiz.


biliriz biliriz de... bizimde kabul etmemiz gerekir zamanında neden kaçtığımızı.



öylesine

Sanırım bundan 7-8 ay evel garip bir dönemindeydim. Depresyon demek de komik geliyor ama öyleydi sanırım. Hani bazı reklamlarda ‘şimdi işi daha da zorlaştırmak için suyun içine buz koyuyoruz, leke zor çıksın diye giysimizi iki kez çamura batıyoruz’ diye uğraşıyorlar ya, dert arıyorlar hani kendilerine. Aynı onlar gibiydim. İnsanları ittim uzaklaştırdım kendimden. bu dönemi yaşarken çok değil 2 ay sonra şans mıdır nedir, işler tıkırına girdi.

Oluyor ve geçiyor yani aniden. Bitmez gibi gelen sıkıntılar bitiyor. He bunu niye yazdım? öyle zamanlarda bunların da biteceğini unutuyoruz. olur da gene yaşarsak işte kanıt derim, geçiyor derim kendi kendime.

Sarhoşluğu seviyorum. İçmesini bilen insanların sarhoş hallerini izlemek zevk veriyor. Saatlerce oturup seyredebilirim. Kendince dansları, sohbete girmeye çalışmaları, çenelerinin düşmesi… normalde daha çok dinleyiciyimdir ama sarhoşken işler değişiyor… fazla konuşmuyorum gene ama bilirsiniz bir cesaret geliyor. blogun o votka kısmı da buradan çıktı. Sessiz sessiz uçarken geceleri kafamı attırıp alkolle güldüğüm şeyler var, ne yapayım süpürgeyi.


5.07.2012

Sevmediğim huylarımı kurusun diye güneşin altına astım...

                   Komşunun balkonuna düştü. Yanaklarım kızardı onları ipten düşmüş, beyaz mermerin üzerinde görünce. Meğer amacım ne olursa olsun kurtulmak değilmiş.

Evin içinde döne döne planlar yaptım. ‘pardon sevmediğim birkaç huyum balkonunuza düşmüş, alabilir miyim?’ Geri istemesem ne olacaktı? Ya çöpe atardı yada gelip sorardı sizin mi diye. Ama o zaman da fazla kurcalanmış olmaz mıydı kıskançlığım, utangaçlığım ve diğerleri? Tekrar balkondan sarkıp baktım onlara. Benim olmalarına değil de onları düşürmüş olmama kızdım.

Merdivenlerden inip zile bastım. Kapıyı o açtı. Merhabalaştık, rahatsız etmemin sebebini söyledim: balkonunuza ımm bir şeylerim düştü de alabilir miyim? Tabii, dedi gülümseyerek, içeri çağırdı. Kahve yapayım içeriz de dedi, uzun zamandır görüşmüyormuşuz. Salona geçerken kapısı açık yatak odasını gördüm. İç geçirdim, aklıma gelmedi de değil; bu yatakta kimlerle sevişmiştir… duraksadım, içimde hiçbir şey kıpırdamamıştı. Şaşkın şaşkın bakışlarımı görünce ne olduğunu sordu. Tabii ya, kıskançlığım da balkondan düşmüştü. Ondandı bu içimdeki sakinlik…

Getireyim düşürdüklerini, dedi. Ben alırım! diye fırladım yerimden. Görmesini istemezdim kesinlikle. Balkon kapısını açtığım gibi koştum yanlarına. Cebime tıkıştırdım ama hepsi sığmadı, bir tanesini avucumun arasında sakladım. Telaşıma şaşkın şaşkın bakıyordu, diğer elimin tırnaklarını yemeye başladım. Ah utangaçlığım…

Eve geldiğimde avucumun içindeki derimi kemiriyordu. Hangisi bu diye elimi açıp baktım. Gülümsedim. Ee baş başa kaldık gene yalnızlık korkum. Diğerlerini de takıp bir sigara yaktım.

16.06.2012

‘’Yap ama bana hissettirme’’ ?!


Ben sanmıştım ki güzel güzel sevişme hikayeleri dinleyeceğim. Hayır, o kadar sanmamıştım da bunu da beklemiyordum açıkçası. Ağzımla gözlerim balık gibi açılmışken şaşırmadım diyemezdim. ‘’yap ama bana belli etme dedim sevgilime’’ dedi, baktıkça bakasım gelen güzel bir kadın. Meğer ikisi arasındaki cinsellik sadece sevgilisinin yaşadığı kadarmış.

Birkaç kez sevgilisinin başka bir kadınla yattığını hissetmiş. Sinirden köpürüyor anlatırken. Nede olsa antlaşma ‘belli etmemesi’ üzerineydi. Adamın eline bir prezervatif vermediği kalmışken kafasına taktığı şey ‘hissettirmesi’. Gerçi bunu söylesem gözleri ışıl ışıl parlayıp; ‘’iyi akıl ettin bak, bir dahakine prezervatif vereyim, çocuk mocuk çıkmasın birde’’ diyebilir de.

Gözleri dolu dolu ‘ne yapmalıyım’ dedi. Tam adamına sordun be güzel kadın… bana kalsa bırak onu beraber aşk yaşayalım. Ama susup dudaklarımı yedim. Benim için bakireliğin hiçbir anlamı yoktu. Ama tercihi henüz sevişmemek olan kadına kendi doğrularımı anlatmaya uğraşamam. O yüzden yüzüne düşünceli düşünceli bakıp ; ‘e o da yapmayıversin’ dedim. Sonra bildiğim zırvaları tekrar söyledi, onun ihtiyacı varmış, mutlaka yaparmış bla bla. Sanki senin yok. Neyse…

Bakire kelimesini hiçbir zaman kafamda oturtturamadım. Hiç öpüşmemiş, el ele tutuşmamış, sarılmamış dokunmamış olmamıza da isimler takıyor muyuz? Ben takmıyorum. Yormayın beni bunlarla.

Haberim yok, meğer çok yaygınmış bu ‘yap ama hissettirme’. Bana bunu erkek arkadaşlarım deseydi, gururum, sevgim çatır çatır kırılırdı herhalde. Ben ki sadık olmakta zorlanırken buna hiç salyalarımı akıtamazdım. He gizlice aldatmak çok mu farklı bundan, ı ıh sanmıyorum. Ama bunun iznini alsam sevgilimden, yerin dibine geçmez miydim yani…

O bütün gece ağladı yatağında. Bende düşünüp durdum. Hiç laf atmayalım aşka, sevgiye, ruh eşine bilmem neye. Bir şeyler varsa eğer onu bitiriyoruz. 

15.06.2012

Mutsuz


Elinden gelse mutsuz ol, diye bağıracaktı kadın. ‘mutsuz olun’ diye dizlerinin üstüne çöküp yalvaracaktı. Tüm sokağa broşür dağıtırdı belki, hani apartman kapılarına bırakılan su reklamları gibi, bir güncük mutsuz olun diye bir yazı bıraksa… okuyan ne yapardı ki. yada anket yapıp ‘mutlu musunuz ‘diye sorardı insanlara, belki başka mutsuzları görünce içi rahatlardı.

Canı öyle yanıyordu ki düşüncelerinden utansa da devam etti. Boka batan insanın yanındakileri de kendine çekmesi gibi bir şey ve hiç masum değil.  İnsanlar mutluluklarını paylaştıkça, kendi içindeki mutsuzluğu bir köşede büyüyordu, daha da dikkatini çekiyordu. Yalnızlığın tenine dokunduğu olmuştu, ya mutsuzluk da vücut bulup ona sıkıca sarılacak olursa? Ya tenleri uyuşup bir ömür beraber yaşarlarsa. Mutsuzluk içini kemirdikçe kendine gereksiz kibarlık yapamayacaktı. Onlar da mutsuz olsa…

 ‘senin adına mutlu oldum’ demek yerine, ‘mutluluğun beni hiç ilgilendirmiyor hatta rahatımı kaçıyor’ deyiverse. Bir çırpıda çıksa ağzından, herkesin kulağına gitse... Gözlerindeki parıltıları başkalarına gösteren insanlar bir ancık utanıp gözlerini aşağı indirseler. Çok değil ama kısa bir süre. İçindeki acı geçer mi?

Tırnaklarını yüzüne geçirip maskesini çıkarmak istedi kadın, herkes görsün suratının asıl halini. İnsanlar mutluluklarını tüm ifadesi gitmiş kanlı bir yüze bakarak anlatsınlar, yapabiliyorlarsa tabii. Midelerini tutmaya çalışırken cıvık gülümsemeleri de gider.

Kaçıp gitse çözüm mü? En basitinden, otobüsle şehir değiştirirken yan koltuktaki kadın gülümsemeyecek mi sevdiğine, çaprazdaki adam işlerinin iyi gitmesiyle rahatça arkasına yaslanmayacak mı, ilerdeki 2 genç şakalaşıp kahkahalar atmayacak mı? Gözleri dolu dolu onları izlerken, 'pencereyi kapatır mısınız?' der gibi ‘pardon, mutsuz olur musunuz?’mu diyecekti.

Elbet kendisi gibi olanlara da rastlayacaktı, belki onlara destek olmak için gizlice yüzünün asıl halini gösterirdi. Ama o kadar, bir süre onlarla oyalanır sonra gene kendi mutsuzluğuna dalardı. Onun mutsuzluğu devam ederken başkasının derdine bir çözüm bulamazdı.

Mutsuz olduğu gibi birde bencildi artık. Kendiside biliyordu ama omuz silkti. Kim bilecek? Sanki herkes herkesin mutluluğuna seviniyor, yapmacık yapmacık sırıtıyoruz işte. Ben herkes için hislerimizi yüksek sesle söylesem hepimiz rahatlarız belki. Çok bozulmuş gibi davranıp, içimizden de ‘oh be yalnız değilmişim’ deriz.

Gitmeliydi… En sevdiklerine de bir mektup yazmalıydı giderken... yazmalıydı da?  En sevdikleri aynı zamanda hayallerin önüne engel koyanlardı. Gerekçeleri de ‘bizi sevmeleriydi’. Keşke sevmese der insan, keşke! Mektup değil bir dilekçe yazmalı belki de. Bir süre sevmeseniz beni, çok değil kısa bir süre. Sonra sevginizi sırt çantası gibi giyer gezerim hayallerimde. Sadece istediğim hayale tam yerleşene kadar, sevmeseniz? Rica ederim.

11.06.2012

Merhaba


Giriş cümlelerini pek sevmem zaten beceremem de. O yüzden bu seferlik kısa olsun. Anılarım, hikayelerim, ikisini bir arada yazayım dedim. Eksik kalamazdım…