16.06.2012

‘’Yap ama bana hissettirme’’ ?!


Ben sanmıştım ki güzel güzel sevişme hikayeleri dinleyeceğim. Hayır, o kadar sanmamıştım da bunu da beklemiyordum açıkçası. Ağzımla gözlerim balık gibi açılmışken şaşırmadım diyemezdim. ‘’yap ama bana belli etme dedim sevgilime’’ dedi, baktıkça bakasım gelen güzel bir kadın. Meğer ikisi arasındaki cinsellik sadece sevgilisinin yaşadığı kadarmış.

Birkaç kez sevgilisinin başka bir kadınla yattığını hissetmiş. Sinirden köpürüyor anlatırken. Nede olsa antlaşma ‘belli etmemesi’ üzerineydi. Adamın eline bir prezervatif vermediği kalmışken kafasına taktığı şey ‘hissettirmesi’. Gerçi bunu söylesem gözleri ışıl ışıl parlayıp; ‘’iyi akıl ettin bak, bir dahakine prezervatif vereyim, çocuk mocuk çıkmasın birde’’ diyebilir de.

Gözleri dolu dolu ‘ne yapmalıyım’ dedi. Tam adamına sordun be güzel kadın… bana kalsa bırak onu beraber aşk yaşayalım. Ama susup dudaklarımı yedim. Benim için bakireliğin hiçbir anlamı yoktu. Ama tercihi henüz sevişmemek olan kadına kendi doğrularımı anlatmaya uğraşamam. O yüzden yüzüne düşünceli düşünceli bakıp ; ‘e o da yapmayıversin’ dedim. Sonra bildiğim zırvaları tekrar söyledi, onun ihtiyacı varmış, mutlaka yaparmış bla bla. Sanki senin yok. Neyse…

Bakire kelimesini hiçbir zaman kafamda oturtturamadım. Hiç öpüşmemiş, el ele tutuşmamış, sarılmamış dokunmamış olmamıza da isimler takıyor muyuz? Ben takmıyorum. Yormayın beni bunlarla.

Haberim yok, meğer çok yaygınmış bu ‘yap ama hissettirme’. Bana bunu erkek arkadaşlarım deseydi, gururum, sevgim çatır çatır kırılırdı herhalde. Ben ki sadık olmakta zorlanırken buna hiç salyalarımı akıtamazdım. He gizlice aldatmak çok mu farklı bundan, ı ıh sanmıyorum. Ama bunun iznini alsam sevgilimden, yerin dibine geçmez miydim yani…

O bütün gece ağladı yatağında. Bende düşünüp durdum. Hiç laf atmayalım aşka, sevgiye, ruh eşine bilmem neye. Bir şeyler varsa eğer onu bitiriyoruz. 

15.06.2012

Mutsuz


Elinden gelse mutsuz ol, diye bağıracaktı kadın. ‘mutsuz olun’ diye dizlerinin üstüne çöküp yalvaracaktı. Tüm sokağa broşür dağıtırdı belki, hani apartman kapılarına bırakılan su reklamları gibi, bir güncük mutsuz olun diye bir yazı bıraksa… okuyan ne yapardı ki. yada anket yapıp ‘mutlu musunuz ‘diye sorardı insanlara, belki başka mutsuzları görünce içi rahatlardı.

Canı öyle yanıyordu ki düşüncelerinden utansa da devam etti. Boka batan insanın yanındakileri de kendine çekmesi gibi bir şey ve hiç masum değil.  İnsanlar mutluluklarını paylaştıkça, kendi içindeki mutsuzluğu bir köşede büyüyordu, daha da dikkatini çekiyordu. Yalnızlığın tenine dokunduğu olmuştu, ya mutsuzluk da vücut bulup ona sıkıca sarılacak olursa? Ya tenleri uyuşup bir ömür beraber yaşarlarsa. Mutsuzluk içini kemirdikçe kendine gereksiz kibarlık yapamayacaktı. Onlar da mutsuz olsa…

 ‘senin adına mutlu oldum’ demek yerine, ‘mutluluğun beni hiç ilgilendirmiyor hatta rahatımı kaçıyor’ deyiverse. Bir çırpıda çıksa ağzından, herkesin kulağına gitse... Gözlerindeki parıltıları başkalarına gösteren insanlar bir ancık utanıp gözlerini aşağı indirseler. Çok değil ama kısa bir süre. İçindeki acı geçer mi?

Tırnaklarını yüzüne geçirip maskesini çıkarmak istedi kadın, herkes görsün suratının asıl halini. İnsanlar mutluluklarını tüm ifadesi gitmiş kanlı bir yüze bakarak anlatsınlar, yapabiliyorlarsa tabii. Midelerini tutmaya çalışırken cıvık gülümsemeleri de gider.

Kaçıp gitse çözüm mü? En basitinden, otobüsle şehir değiştirirken yan koltuktaki kadın gülümsemeyecek mi sevdiğine, çaprazdaki adam işlerinin iyi gitmesiyle rahatça arkasına yaslanmayacak mı, ilerdeki 2 genç şakalaşıp kahkahalar atmayacak mı? Gözleri dolu dolu onları izlerken, 'pencereyi kapatır mısınız?' der gibi ‘pardon, mutsuz olur musunuz?’mu diyecekti.

Elbet kendisi gibi olanlara da rastlayacaktı, belki onlara destek olmak için gizlice yüzünün asıl halini gösterirdi. Ama o kadar, bir süre onlarla oyalanır sonra gene kendi mutsuzluğuna dalardı. Onun mutsuzluğu devam ederken başkasının derdine bir çözüm bulamazdı.

Mutsuz olduğu gibi birde bencildi artık. Kendiside biliyordu ama omuz silkti. Kim bilecek? Sanki herkes herkesin mutluluğuna seviniyor, yapmacık yapmacık sırıtıyoruz işte. Ben herkes için hislerimizi yüksek sesle söylesem hepimiz rahatlarız belki. Çok bozulmuş gibi davranıp, içimizden de ‘oh be yalnız değilmişim’ deriz.

Gitmeliydi… En sevdiklerine de bir mektup yazmalıydı giderken... yazmalıydı da?  En sevdikleri aynı zamanda hayallerin önüne engel koyanlardı. Gerekçeleri de ‘bizi sevmeleriydi’. Keşke sevmese der insan, keşke! Mektup değil bir dilekçe yazmalı belki de. Bir süre sevmeseniz beni, çok değil kısa bir süre. Sonra sevginizi sırt çantası gibi giyer gezerim hayallerimde. Sadece istediğim hayale tam yerleşene kadar, sevmeseniz? Rica ederim.

11.06.2012

Merhaba


Giriş cümlelerini pek sevmem zaten beceremem de. O yüzden bu seferlik kısa olsun. Anılarım, hikayelerim, ikisini bir arada yazayım dedim. Eksik kalamazdım…