15.06.2012

Mutsuz


Elinden gelse mutsuz ol, diye bağıracaktı kadın. ‘mutsuz olun’ diye dizlerinin üstüne çöküp yalvaracaktı. Tüm sokağa broşür dağıtırdı belki, hani apartman kapılarına bırakılan su reklamları gibi, bir güncük mutsuz olun diye bir yazı bıraksa… okuyan ne yapardı ki. yada anket yapıp ‘mutlu musunuz ‘diye sorardı insanlara, belki başka mutsuzları görünce içi rahatlardı.

Canı öyle yanıyordu ki düşüncelerinden utansa da devam etti. Boka batan insanın yanındakileri de kendine çekmesi gibi bir şey ve hiç masum değil.  İnsanlar mutluluklarını paylaştıkça, kendi içindeki mutsuzluğu bir köşede büyüyordu, daha da dikkatini çekiyordu. Yalnızlığın tenine dokunduğu olmuştu, ya mutsuzluk da vücut bulup ona sıkıca sarılacak olursa? Ya tenleri uyuşup bir ömür beraber yaşarlarsa. Mutsuzluk içini kemirdikçe kendine gereksiz kibarlık yapamayacaktı. Onlar da mutsuz olsa…

 ‘senin adına mutlu oldum’ demek yerine, ‘mutluluğun beni hiç ilgilendirmiyor hatta rahatımı kaçıyor’ deyiverse. Bir çırpıda çıksa ağzından, herkesin kulağına gitse... Gözlerindeki parıltıları başkalarına gösteren insanlar bir ancık utanıp gözlerini aşağı indirseler. Çok değil ama kısa bir süre. İçindeki acı geçer mi?

Tırnaklarını yüzüne geçirip maskesini çıkarmak istedi kadın, herkes görsün suratının asıl halini. İnsanlar mutluluklarını tüm ifadesi gitmiş kanlı bir yüze bakarak anlatsınlar, yapabiliyorlarsa tabii. Midelerini tutmaya çalışırken cıvık gülümsemeleri de gider.

Kaçıp gitse çözüm mü? En basitinden, otobüsle şehir değiştirirken yan koltuktaki kadın gülümsemeyecek mi sevdiğine, çaprazdaki adam işlerinin iyi gitmesiyle rahatça arkasına yaslanmayacak mı, ilerdeki 2 genç şakalaşıp kahkahalar atmayacak mı? Gözleri dolu dolu onları izlerken, 'pencereyi kapatır mısınız?' der gibi ‘pardon, mutsuz olur musunuz?’mu diyecekti.

Elbet kendisi gibi olanlara da rastlayacaktı, belki onlara destek olmak için gizlice yüzünün asıl halini gösterirdi. Ama o kadar, bir süre onlarla oyalanır sonra gene kendi mutsuzluğuna dalardı. Onun mutsuzluğu devam ederken başkasının derdine bir çözüm bulamazdı.

Mutsuz olduğu gibi birde bencildi artık. Kendiside biliyordu ama omuz silkti. Kim bilecek? Sanki herkes herkesin mutluluğuna seviniyor, yapmacık yapmacık sırıtıyoruz işte. Ben herkes için hislerimizi yüksek sesle söylesem hepimiz rahatlarız belki. Çok bozulmuş gibi davranıp, içimizden de ‘oh be yalnız değilmişim’ deriz.

Gitmeliydi… En sevdiklerine de bir mektup yazmalıydı giderken... yazmalıydı da?  En sevdikleri aynı zamanda hayallerin önüne engel koyanlardı. Gerekçeleri de ‘bizi sevmeleriydi’. Keşke sevmese der insan, keşke! Mektup değil bir dilekçe yazmalı belki de. Bir süre sevmeseniz beni, çok değil kısa bir süre. Sonra sevginizi sırt çantası gibi giyer gezerim hayallerimde. Sadece istediğim hayale tam yerleşene kadar, sevmeseniz? Rica ederim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder