29.08.2012

Anlatmak istediğim çok şey var ama şu sıralar kafam pek karışık. Birde bazı şeyleri yazmadan evel 146 kez düşünme gibi bir huyum var. Hatta bazen random gülüşüm abcçd şeklinde.

Bayramda kuzenimle küçüklüğümüzdeki gibi yatağa uzanıp, sohbet edelim dedik. Birbirimizi uzuuun zamandır görmüyorduk. ‘’Biliyor musun,’’ dedi. ‘’çocukluğumu çok özlüyorum, keşke o zamanlara dönebilsek.’’

Bazen tıklım tıklım otobüste giderken, küçükken anneme tek başıma bir yere gitmek için ısrarlarımı hatırlayıp gülümsüyorum. dizlerim yara bere içinde oynadığım günler. Özlüyorum ama dönmek ister miyim… Tekrardan çocukluğa dönmek her şeyi en baştan yaşamaya başlamak değil mi ama?

Kuzenimle o günkü sohbetimiz de yıllar evelki gibi olmadı. Yıllar geçtikçe ne çok değişiyoruz, bunu anladık mesela. Araya mesafe girse de görüşüldüğünde aynı yerden devam eden arkadaşlıklar var ama bazıları pek öyle olmuyor.


Son 4 senedir doğum günlerim haldır huldur sevişerek geçti. Bu seferkinde uyandığımda bir değişiklik istedim. Belki biraz yalnızlık.

Çünkü yanımda biri olduğunda ister istemez beklenti içine girebilirdim –ki ben birinin benden bir şey beklediği zamanlarda tedirgin olurum. Ama ne hissedeceğimi, hissettirdiğimi iyi bile bile bir beklentim olabiliyor işte.

O yüzden yalnız kalmak belki zamanla nasıl değiştiğimizi göstermeyecekti. Bilmiyorum… Hatırlamasını istediğim insanlar vardı. Ama küçüklükteki gibi yarın benim doğum günümmm  diyemiyordum mesela.
 
Bir adam var. sorunlarımı küçültmüyor ama beni daha güçlü kılıyor, elimi tutarken.
Öyle işte.

22.08.2012


Sana yaşadığında bizi hatırlatacak zevkler bırakıyorum.
resim:           peregrine heathcote
Yastığından gitmesi için başkalarını yatırdığın kokumu da bırakıyorum.
Ve hayır, yatağında siyah beyaz anılarımızı değil,
Bilerek en kırmızılarını bırakıyorum. 

Canını yakmak istemem ama yıllar sonra gördüğünde aklına berrakça gelsin diye
Seninle Tüm ışıkları yakıp sevişiyorum.
Özür dilerim, Koynuna yaslanıp huzur bulacağın kadınlardan değilim.
Başkasının yanında da huzur bulma diye boynunda morluğumu bırakıyorum. 

Sen gittiğimi sanıyorsun ama
uykusuz geceler, mide ağrıları ve kıskançlıkla karışık sızıları
tekrardan yaşaman için hayatının sakinleşmesini bekliyorum.
Kafanı karıştırıp 2 kadın arasında kalma diye seni  
Unutmak için dokunduğun birçok kadına bırakıyorum. 


16.08.2012

Bir zamanlar başka şehirde

’'Nereye gidersen git, kurtulurum senden!’’ dedim. Zaten o an kavga ediyorduk. Bir hışımla otobüsten indi. Dizi izler gibi bize bakan otobüs yolcularının içinde öylece bıraktı beni. Çekirdek versem çitletcekler, öyle keyifliler. Gözlerim dolu dolu, ağlasam ayrı bir şaşkınlık olur. Otobüsten inmesi zaten onlar için sezon finali gibi olmuştur, yok onlara bu mutluluğu yaşatmıcam tut kadın kendini, dedim.

2 saat sonra aklım başıma geldi tabii. O anki sinirle git dedim de adama, adam zaten karar aşamasında, daha da hızlandırmayayım bu karar işini.

Nitekim öyle oldu. Kararını vermiş... iyi de sen oraya tatil için gitmiyorsun ki! biraz zorunluluk aslında. ‘’hımm, peki, senin hayatın, umarım doğru karardır.’’ Diyorum diyorum da bir elim de yastıkları parçalamakla meşgul. İçim acıyor.

Günler geçtikçe aramızdaki tatsızlık kalktı ama onun gideceği gerçeği ayrı bir tatsızlık. Ah dilime biberler süreyim diyorum, ama onun yanında da bir gururlar falan. Neyse ki o kadar uzak değil gideceği yer. Hem belki iyi bile gelir.dimi?!

Bir sabahın köründe aceleyle gideceğim yere yetişmeye çalışıyorum. Ama mutsuzum, onun o lanet şehirde ilk günü. Mesaj geliyor sonra, ‘’ben geldim buraya, yerleşicem şimdi’’ diye. Heh dedim, beni de sardı uzak mesafe ilişkisi.

Günler günler geçiyor, gömleğiyle uzaktan bakışıyoruz. Giderken bıraktığı gömlek. Zor günler için saklıyorum ama baştan çıkarıyor; ‘’kokla beni, özledin, kokla beni!’’. Dolabın en arkasına itiyorum.

Devamlı telefon konuşmaları, mesajlar… Birini bu kadar özlemek sinirlendirse de özlendiğini bilmek var mesela. Aradaki sürpriz gelişleri. Bir defter yapmaya karar verdik, ayrı günlerimizde hissettiklerimizi oraya yazıp, geldiğinde birbirimize vereceğiz. Bu fikir tabii ki benden çıktı, acıyı seviyorum evet.


Bu süre içinde beni şaşırtan bazı şeyler oldu, meğer birileri sevgilimin şehirdışına gitmesini bekliyormuş. ‘’uzak mesafeli ilişki zordur, biter sonunda. Yıprandığınla kalırsın. Sıcaklığını, ellerini hissetmeden olur mu hiç? Ellerini tutabileceğin biriyle birlikte olmasın(ben).’’ Çok yardımcı oldun. Benim derdim bana yetiyor zaten. Birde aradığımda açmadığı zamanlar, tek kaşını kaldırıp ‘’hımm, açmıyor mu?’’  diye şüpheli şüpheli bakarlar. ‘’uyuyordur, duymamıştır, meraklanma’’derler ardından . Senin o tek kaşın havaya kalkmadan evel meraklanan mı vardı. Sakinleştiriyor bak bide.

1 yıl böyle geçti. Yazımı kolay oldu ama hiç kolay değildi tabii. Çoğu şeyi unutmuşum bile, üzerinden de epey zaman geçti. Dönüşü güzeldi ama. 

12.08.2012

El ele tutuşmak

Kadın durakta beklerken gördüğü çifte dalgın dalgın bakıyordu. Ne zamandan beri gülümsetmek yerine hüzünlendiriyor, diye düşündü. Keşke ‘ah ne güzel’ diye imrenen sesleri dinleyip başını o tarafa çevirmeseydi.

Hani uzun zamandır birlikte oldukları için övünen yaşlı çiftler, bana ümit vermiyorsunuz. Tam tersine umutsuzluğa da düşürüyorsunuz, ben niye beceremiyorum diye. Mutluluğunuzu değil de o kötü zamanlarınızı anlatsanız. Çünkü mutluyken duruyoruz yan yana, ben zor zamanları merak ediyorum. Zar zor yürürken el ele tutuşan çiftler, hayır bana hiç yararınız olmuyor. Birleştirdiğiniz elleriniz arasında içimi burkuyorsunuz.

En azından biriniz, çok zor tutuşturuyoruz bu elleri dese. Yada ne sadakatsizlikler, yalanlar gördük ama bırakamadık dese. Yada en azından, zor günler için bir formül bulduk, kolay olmadı dese. Yoksa masal gibi geliyor ve ben niye tutturamıyorum diye çıldırıyorum.


Düşüncelerinden silkelenip o gülümsemeyi kadında yüzüne taktı. Ne güzel gerçekten, dedi parmağındaki alyansla farketmeden oynarken.

10.08.2012

Küçükken

Nerden esti yazmak bilmiyorum, uykusuzluktan heralde. (gerçi yayınlamak başka zamana kaldı ama..)

İlkokul zamanları, 5. Sınıf gibi gibi. böyle genç kızlar-kadınlar için dergiler var. O dergilerde de bazenleri kıç kadar cinsellik kısmı olurdu, görürsem ilk hevesle oraya bakardım. Bu dönem aynı zamanda ilk kez mastürbasyonu keşfettiğim dönem. Utana sıkıla kendime dokunuyorum ama yanlış bir şeyler yaptığımı hissediyorum. Bir daha yapmıcam bu son, diyorum ama zevkte alıyorum. Niye üzülüyordum bilmiyorum ama zaten uzun sürmedi. Yıllar sonra birkaç kadınla böyle bir şeyin konusu geçti, meğer aynı üzüntü onlarda da olurmuş o zamanlar. Merak ediyorum, erkekler yaşamış mıdır bir dönem bunu? Hiç sanmıyorum.

Her neyse, gene dergiyi bir harf kaçırmadan okumaya çalışırken başımdan aşağı bildiğin kaynar sular döküldü. Cinsel yolla bulaşan hastalıklar varmış!! Bende cinsellikle ilgili bir şeyler yapıyordum. kendime dokunuyordum, zevk alıyordum. Yani bende bu hastalıklardan kapmış olabilir miydim! Birkaç gün kendimi yedim durdum.

Hastalıkların altında belirtiler de yazıyordu ve hepsini ezberleyene kadar okuyordum. Nasıl tedavi olacaktım hem, kendimde gidemezdim ya doktora. Bu kadar zevkli olmasından anlamalıydım bir bokluk olduğunu!

Sonra nasıl normale döndüm hatırlamıyorum, uzun sürmemiştir herhalde. Ama kızım olursa kendim anlatırım bunları. Gerçi şimdiki gençlik asla o kadar aptal olamaz ya.
*
 İlkokul kaçta olduğumu hatırlamadığım yıllar. Sınıftaki bir çocuktan hoşlanmış, sonra diğer kızlarında ondan hoşlandığını fark etmiş, o çocuğun da herkesten hoşlanabildiğini fark etmiştim. Bunu görmek canımı acıtmıştı tabii. Üstelik annem de pek düşkündü bana. Okuldan geldiğim gibi kederle çantamı yere atar, hayatımın zorluklarını günlüğüme yazardım.

Yaşadıklarımı başkalarıyla paylaşmam gerektiğini düşünmüş olmalıyım ki bir akrabama gidip ‘ben kitap yazıcam, bana yardım eder misin?’ diye sordum. Aşk acısı çekmiştim, dost kazığı yemiştim, annemin fazla ilgisine maruz kalmıştım. Ben artık 10 yaşında hayatı çözmüş bir kızdım.Ayrıca, belki görürüm diye geceleri 10 dakika gökyüzüne bakıp beklediğim ufoları da yazacaktım. Bu da nasıl geçti şimdi hatırlamıyorum.

4.08.2012

Olabilirdi

                                                             resim:    steve hanks     
resim


 Kadın, ‘’biz seviştik’’ dedi utangaç bir gülümsemeyle. Ağzını kapatamadım. Ka-pa-ya-ma-dım. Öylece uçtu bu cümlecik dudaklarından.

Senle de benimle olduğu kadar istekli sevişti mi, diyemedim. Kimi zaman özlemle, kimi zaman bir masanın üstünde sevişti mi tutkuyla, diyemedim. Sana da dokunuyor mu saatlerce, HİÇ SANMIYORUM!         Diyemedim. Çünkü olabilirdi.

Bana o derdi; ‘hiçbir zaman başkasıyla böyle olmaz.’ Ve biliyor musun, ona ‘olur elbet’ diyen kimdi, ben! Ama anlatmadım bunları kadına. Onu kendi elimle uzaklaştırdım di-ye-me-dim.

Olur da bir cümle daha uçar dudaklarından, göğüs kafesime bir bulut daha yerleşir diye hep tetikteydim. Yüzündeki gülümsemeyi yırtıp atmak istedim anılarımla. Bizi görsün istiyordum, o övüntüsünün boşa olduğunu. resimlerimizi göstermek istedim, mektupları, tatilleri. Biz birbirimizi çok sevdik, hiçbir şeyi umursamadan, söyleyemedim…

Gözlerimi açtığımda yanımda uyuyordu. Oh be rüyaymış diye sevinemedim bir an. İçim hala acıyordu çünkü. Rüyaların böyle güçlü olmasını sevmiyorum. Uyurken doladığı kolu ittim hızlıca. Ve o gün rüya yüzünden suratsız bir kadın olmuşum. Farkında değildim.