18.12.2012

KALP

Hani bazen yarışma programlarına kalp atış efekti  koyarlar ya. Güm güm… Güm güm…

Beyin daha neyi gördüğünü idrak etmeden kalp hevesle hızlanmaya başlamıştır bile. Öyle ki sanki kalbini çıkarmışlar da boğazında atıyor. Yada kulağında. Öyle bir yerde atıyor ki tüm vücut hissediyor hızlandığını. Ciğerler küçücük kalıyor kalbe.

Birilerinin yüzünde kendi mutluluk yapbozunuzun önemli parçalarını bulmak garip. Üzerinden 6aydan fazla bir süre geçmişken ve sadece rüyadakilerle yetinirken belki de uzun zamandan beri ilk defa şükredersiniz, onu gördüğünüzde. Kalpte destekler bunu.

Bu kalp öyle bir şey ki, ona yaklaş daha hızlanayım der gibi, onu kokla nefesini boğazında tutayım, ona dokun tüm kanını bacaklarının arasına pompalayım der gibi. Şartları açık ve Onunla anlaşmanın başka bir yolu yok.

Ve kimbilir kaç kişiye dokunmuş olsanız bile onun yanlışlıkla değen elleri altında titrersiniz. Çünkü bazen gerçekten sevdiğiniz insanlarla hiç sevişemezsiniz! Kokusu yastığınıza sinemez mesela. Çıplakken nasıl sarılır hiçbir fikriniz yok. Bilmemek mi daha iyi bilmiyorum, çünkü

İtiraf edelim. Bazı insanlar vardır ki hassas nokta, zaaf her neyse o odur. Bir ‘GEL!’ demesiyle tüm yeminlere düşman olup tekrar, tekrar, tekrar oyunlarına kapılırsınız. Öyle ki çevrenizde neler olduğunu duyamayacak kadar nefes seslerinize, iniltilerinize karışırsınız. Bir şey sizi uyandırana kadar. İçinizi lime lime ezene kadar. Sizi yalnızlığınıza tekrar bırakana kadar. O yüzden bilmemek mi iyi, bilmiyorum.

Ve  Aşkın nasıl sızlattığını merak ediyorsanız, onu giderken izleyin. Yüreğinizin neşesi de onun paçalarına takılıp peşinden gidecektir. Ve sanırım birilerimizin hevesleri, tutkuları birilerinin ardından sürüklenip gitmekte.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder