30.12.2013

itiraf mitiraf

Aslında düşünüyorum da aşk konusunda çoğunlukla şanslıydım ben- biri hariç. Ama o biri herkeste var değil mi? içimden geldiği gibi davrandım hep, plansız programsız. İtiraf da edeyim, bir anı bir anına tutmayan bir kadınım ben. Gene de bir tutarlılığım tutku oldu. Onu eksik edemedim. Bazen bittiğinde kaltak olduğumu duydum. Birbirinden farklı adamların aynı fikirde olmalarına bakılırsa belki de haklılardı, kim bilir… (Başka bir gözlemim ise, bunu duyduğunuzda üzüldüğünüzü özellikle görmek istedikleri. Ben hiç beceremedim.)

Dokunarak daha kolay anlaştım. Bu beni kolay mı yapıyor bilmiyorum. Bazen neyimi sevdiklerini düşündüm. Sonra dedim ki, bana ne? Onları ilgilendiren bir şey olabilir bu. Sanırım sevdiğim adamı fazla kurcalamayarak iyi yapmadım... Her neyse, dokunmaktan, bağlanmaktan çekinmedim hiç. Biri hariç. Ama o birinin gene herkeste olduğunu varsayıyorum. Yoksa birbirimize bu kadar yorgun başka türlü nasıl gelebiliriz?

Bazen nasıl kızgın hissetmediğimi sorardım kendime. Sanki içime ‘olması gereken buydu’ diye öten bir çalar saat kurmuşlar... hatta canımı tek sıkan kırgınlıktı, ama düşünüyorum da bunu da hiçbir zaman söylemedim. Birine aşık olup ve bir şekilde kaybettiğinde insan yeni yeni huylar ediniyor sanırım.

Ama mutlu haberi sona sakladım, insan tekrardan aşık olabiliyormuş!
(şanslı deme kısmı aslında bundan dolayı.)

10.10.2013

evvel zaman içinde

sanırım dedikleri gibi, aşk ve nefret arasında ince bir çizgi var.
önce kim kimi oyuna düşürdü, bilmiyorum. kafamda hep hızlı geçiyor o anılar.
ama başlarken bile sakin huzurlu değildi hikaye.
en keskin bunu hatırlıyorum; onu orada ilk gördüğüm an.
hayatıma tutku diye bir şey girdi. ilk kez.
akşamında, yüzüme gülümsemişti, 'masum bir yüzün var.' sonra saçlarımı geriye atmamı istedi fotoğraf makinesini ayarlarken.
garip ama insan o an biliyor. bir yerden bodoslama atlar gibi bir şeyler değişecek ve insan o an hissedebiliyor.
onu öyle, kurcalamadan seviyordum. ondan önce bildiğim pek bir şey yoktu zaten.
(belki de bu yüzden ilk aşkların yeri başka. onda bir avuntu, daha öncekilerin eksik kalmışlarını aramazsınız. bir şeyleri tamamlama koşuşturması yoktur onda.)
hiçbir yaraya bahane aramıyordum bu yüzden. ve sonunda kırılacağımdan emindim de, onu kırabileceğimi hiç düşünmemiştim.
bazen işler düşünüldüğü gibi gitmiyor.
bundan sonrası, bazı şeylerin kopmasından ibaret. gururdan, çekişmeden ve arada rol kapan nefretten.
her neyse, konu bitişi değildi.
aşk diye bir şey varmış, onu öğrenmiştim. şimdi bilip de yok diyemiyorum tabii.
ama birde çizginin öbür tarafı varmış.

6.10.2013

Bazı delilik anlarım var benim. Sonra hatırladığımda yanaklarım kızarıyor, kalbim bir süreliğine atmıyor falan.  Dikkat ettim de çok utandığım anları yazıyorum ama yayınlamadan siliyorum. Ehh dedim, bir yerden başlamam lazım.



Evde olmadığımız zamanlarda sevgilim, başbaşa kalmak isteyip yer bulamayan gençlere duyarlı biri olduğundan bir arkadaşına anahtarı veriyordu. O arkadaşını da sevgilisini de pek sevmem. Arada biz evdeyken de gelseler, hadi neysee.

Gene anahtar verilmiş bir günün akşamın da eve döndük. Ama aramız bozuk. Bu yüzden de birkaç gündür bana hiç dokunmuyor. Ki bu konuda biraz hassasım. Güzel, romantik cümleler yerine sıcacık bir kucaklanmayı tercih ederim mesela. neyse. Fırtına öncesi sessizlik gibi dolanıyoruz evde. Hani her şey üst üste gelir ya, öyle bir dönemdeyiz.Ve böyle zamanlarda patlama ufak bir şeyden çıkar. O gün de öyle oldu.

Banyoya bir girdim ki yerler ıslak. Detay manyağı biri olarak hemen şampuanlara, vücut jellerine baktım. Evet, yerleri değişmiş. Belki sevişmediler bile, ama patlıcak bir şey bulmuştum. Bir hışımla yanına koştum çocuk gibi,
‘’bunlar banyoda sevişmişleer.’’ diye.
Gözlerini bilgisayardan kaldırmadan ‘’olabilir.’’ dedi, hafif gülümseyerek.
Nasıl olabilir?! Ben sevişemiyorum elalem banyoda fayanslara dayanıyor.
‘’hadi biz de banyoya girelim.’’ dedim.
‘’işim var şimdi.’’

Boşver işi, yok olmaz’lardan sonra sinirlendim. Canımı sıkan şu birkaç günlük soğukluk ve bunu görmemezlikten gelmek. Ve tartışmaya başladım. Önünden bilgisayarı alıp fırlatasım var ama içinde oyunlarım var kıyamıyorum. Olan bana olur. Bende sesimi yükseltiyorum gitgide.


Başını bilgisayardan hiç kaldırmayıp, karşılık vermeyince iyice çıldırdım ve üzerine uçtum. Beni uçarken gördüğü anlardan biri. Üzerine çıkar çıkmaz vurmaya tekmelemeye başladım. Bir yandan da ağlıyorum. Yazarken utandım ama o an umrumda değil. İstememesini yediremiyordum. Ve sanırım azınca başka bir kadına dönüşüyorum.

Ben debelenmeye devam ederken bir eliyle iki bileğimi kavradı, diğer koluyla da bacaklarımı sardı. Bende yüzüme gelen kısımlarını ısırmaya başladım. Bir müddet sonra yoruldum tabii ama bir yandan da hakaret ediyorum, yenilir yutulur cinsten değil. Açıkçası nasıl sessiz kalıyordu bilmiyorum.


Biraz uzağa çekilip bana öyle baktı ki, ‘bu kadın deli!’ dediğini hissedebiliyordum. Yerde saçını başını yolan bir kadın düşünün. Onun o bakışıyla hıçkırığım daha içten çıkmış olmalı, kollarını uzatıp koynuna çekti. Başımı boynuna bastırdı. Hiç bir şey söylemeden sıkıca sardı. Şefkat gibi bir şey hissettim, başka ne yapsa o kadar iyi gelemezdi. Koynunda mışıl mışıl uyumuşum.

Sanırım arada şefkati unutuyoruz. Ve ne kadar benim ihtiyacım yok falan desem de,  var.

Bir ara burnumla oynuyordu, uyandım. ‘’kendine geldin mi?’’ dedi.
‘’evet’’ diye mırıldandım.

Sonrasında (güzel şeyler sırasında diyeyim:), kalçama öyle bir şaplak indirdi ki 1 güne yakın kıçımda elinin iziyle gezdim.

Ama tüm o kavga iyi oldu mu, oldu. Ufak bir şeyden kavga çıkması asıl büyük sorunları bir süreliğine örtüyor.


29.07.2013

kalakalmak

Benden olsa olsa kalan olur. Gidenleri bu yüzden pek sevmem. Onların cesaretini gördükçe ‘yapabiliyorsa burda kalıp hayatına devam etseydi’ diye çığırtırım birde. Arkalarından kesinlikle su dökmem. Götüm havada olduğundan ‘kal’ da demem. O kendi gelecek. Dönerse senindir, diye takılanlara aç da götüne gül derim. Böyle çekilmez aksi bir şeyim.

Bence giden, daha önce kalan olmuş olsaydı gitmeyebilirdi. Sanırım hala, insan kendisine istemediğini başkasına yapmaz kafasındayım. (O değil de aklıma ne geldi, yıllar evel küçücükken öğretmen sınıfa hayata dair prensip edindiğiniz bir cümle var mı gibisinden bir şey sormuştu, bir kız da kalkıp şrank diye bu söylemişti: kendime yapılmasını istemediğim bir şeyi başkasına yapmam. Özenmiştim.) Gene de mantığım birinin elbet gitmesi gerektiğini söylüyor. Bunlar hayatın içinden.

Ama bence giden, kalanın bazı umutlarının da paçalarına takılıp peşinden geldiğini bilse böyle kolay gidemezdi. Habersiz, hoşçakalsız. Birinin arkasından el sallamış olsa, o elin her gece göğsünden lime lime et koparacağını bilirdi. Ama hemen kendimi toplayıp, acıma, acınmak canımı en çok acıtandır der, kaçardım.

Bence koyan gidenin gidişi değil. Habersiz gittiğinde içimizde kalanlar. Bir türlü atamadığımız, kusamadığımız, hırıltılı hırıltılı yaşamamıza sebep olan cümlelerle örülmüş o yumru. Boğazımıza oturan.


13.07.2013

kırgınlık, pişmanlık, öyle bir şeyler

Sevgilimle aramızın kopuk olduğu dönemde bir adamla tanışmıştım. Aslında komik bir tanışma anımız var ama şimdi onu anlatasım yok. Güzel bir arkadaşlıkla başladık diyelim.

 Onunla konuşmayı seviyordum. Pek konuşkan değilimdir ama sevdiğim insanlarla olduğumda da bazen susmayabilirim. Önceleri havadan sudan boş boş muhabbet ederdik sonra ona sevgilimle olanları anlattım. O da her seferinde ‘bu böyle yürümez, benimde buna benzer bir ilişkim vardı, uğraştık durduk, en sonunda da bitti’’ falan derdi, bende saf saf dinleyip gaza gelirdim. (ki söylediği gibi olmadı, bunu da not düşeyim)

Aradaki yaş farkından dolayı mıdır nedir, akıl veren daha çok o, bende dinleyendim. İşin garip yada doğal yanı, bilemiyorum, iyi de geliyordu. Sık sık ilgilenirdi, arayıp sorardı, tatlı tatlı uğraşırdı benle. Gözümüzden yaş gelene kadar güldüğümüzü bilirim. Kavgasız gürültüsüz. 

Her neyse.  Bir zamandan sonra, bir konuşmanın ortasında pat diye beni sevdiğini söyledi. Birden bire. İçimden bin türlü his geçti o an, kafamı verip yazamıyorum şimdi. Ama sessiz kalırken ve sonra olamayacağını söylerken en çok hissettiğim, arkadaşlığını kaybedecek olmamdı.

Ki düşündüğüm gibi oldu.

Üzerinden çok uzun zaman geçti. Arada aklıma geliyor. Ama her hatırladığımda özlemin yanı sıra, rahatsız bir his var içimde. Bunu şimdi daha iyi anlıyorum.

 Bu adamın bana bir zamandan sonra ilgi duyduğunu anlamıştım. Ama görmemezlikten geldim. Böyle bir şey hiç yokmuş gibi. Onunla konuşmak, hele öyle bir dönemde yanımda olduğunu hissetmek iyi geliyordu. O yüzden birden bire hislerini açtığında aslında şaşkınlıktan başka bir şey yaşıyordum. Tamamen kendimi düşünüyordum.

O günden sonra birkaç kez karşılaştık.. Göz göze gelmemek için bakışlarını kaçırıyordu. Onu kırdığımı belki de ilk o zaman fark ettim. Çoğu şeyi paylaştığım adam yabancı gibiydi. Ve onun bu haliyle içimdeki o rahatsız his anlamlaştı.

Keşke başka zaman, başka bir şeyler olsaydı da böyle bitmeseydi. 



30.06.2013


Heyecandan sevişmeyi durdurduğumu bilirim. Kalbimin biraz daha normal atması için uzaklaşmıştım ondan. Ama o beni öyle izlerken sakinleşmek zordu. Sakince gülümsüyordu, kızaran yanaklarıma mı, titreyen ellerime mi hangisine bilmiyorum. Bu sefer daha sert kucakladı ve deminki heyecan tekrardan sardı. Dürtülerimle sarılıyordum ve adım adım yaklaşıyordum. Bir an evelle hiç bitmemesi arasında bir yerlerde kaybolmuştum.

Alıp başını gitme asıl bu dakikalarda olurmuş. Mantığımla o gün bugündür pek görüşmüyoruz. Tutku hayatın bir yerinden içeri girdikten sonra güzel bir oyuna düşüyorsun. Tüm o kavgaların, küfürlerin sonunda kapıyı çarpıp gidemiyorsun. Yıllar geçtikçe ilk günkü heyecan artık kalmasa da, gene bir şeyler tutuyor seni yerinde. Kimbilir hani şu hep bahsettikleri, aşkın zamanla dönüştüğü şeydir o. Bilmiyorum. Ama bazen bitirebilmek de gerekir, değil mi?

Gecenin bir yarısında bunu niye düşündüm bilmiyorum. Biliyorum da bilmiyorum. sarhoşluğuma veriyorum. 


22.06.2013

alakaya maydanoz

Bir ilişkide imalar gereksiz. Bunu da ben yokken özler sarılır diye koltuğun bir köşesine bıraktığım ve yeri hiç değişmeyen geceliklerden, defalarca söylememe rağmen basılmayan sifonlardan ve önemli değil dedikçe devam eden şeylerden anladım. Ne zaman çıldırıp evde bağırdım, gördüm ki çoğu imayı anlamamıştı. Aynı şekilde benimde oluyor, hatta kafam biraz dağınık olduğu için söylediği şeyi duymadığım da oluyor.  He öyle mi demiştin, diyebiliyorum mesela. Ama bir süre sonra tüm bu eziyetimsiler bitiyor ve rahat rahat aman kırılır korkusu olmadan iki tarafta iletişime geçiyor ya bunu tadı başka işte. Pek güzel.

Madem gecenin 1inde çenem düştü, şunu da yazıp bitireyim. Şu yaşıma geldim, bazı geceler yatak odasından mutfağa gideceksem önce koridorun ışığını sonra koridordaki tuvaletin ışığını yakıp hızlı hızlı mutfağa giriyorum. Ama kimse bana karanlıktan biraz korktuğumu kabul ettiremez. Etmem.

14.06.2013

mühim değil

Bir adamın ardından mühim değil dedim ve lanet o zaman başladı. Uyandırmadan yastığındaki saçlarımı toplayıp çantama tıktım. 20 küsürlerde, yaşımdan biraz büyük bir aşka dalmıştım ve bir şey başımı sudan çıkardı.

Birkaç gece sonra, uyumaya çalışırken odama yaklaşan topuk sesleri duydum. Bir kadın sessizce kapıyı açıp yatağıma yaklaştı. Yüzü ifadesizdi. Hiç göz göze gelmeden sakince avucumun içine elinden bir sürü kurtçuk bıraktı. Yutmam için. Sevgililerine pek şefkatli davranmayan bir kadının yalnızlığı da ona şefkatli değildi.

Ziyaretleri genelde gün aşırıydı ve mutlu mutsuz fark etmeyip gelirdi. Bazen insaflı davranıp ardından su da uzatırdı. Zamanla onunla konuşmaya da başladık. Aşka inandığım için bana aptal derdi ama aşka inanırdık çünkü iyi gelir. Birinin bizi en boktan halimizle bile sevdiğini bilme fikri güzel.

Burnumu omzuma her yaklaştırdığımda kokusu gelirdi ve bir adamın kokusunun üzerime nasıl sindiğine şaşırırdım. Genelde saçlarımı örmekle meşguldüm. Ve hissizleşmeyi umarak, güneşin altına serip kurumayı bekler gibi öylece uzanırdım.

Midemdeki küçük kurtçuklarla, açık kalmasına dayanamadığım saçlarımla, kimseye dokunmak, dokunulmak, fazla konuşmak, fazla insan katlanamadığım bir dönemde tek düşündüğüm,
mühimdi.


31.05.2013

acımak

İnsan acıyan bir bakışı anlar. Kısılan gözlerden, bakarken oluşulan kırışıklardan yada bakışın kağıt kesiği gibi sızısından.
Üzerinden samimiyetsizlik akan bir el omza konur ve o el daha da uzak kılar. Güç vermek için değil acımak. ‘benim hayatım iyi, baktım ve teyit ettim’ gibi bazen.



Gürültülü bir yerde içmek yerine sakinliği tercih ettiler. İki iyi dost. Bunu bulana kadar bolca kazık yediler. Huyları birbirlerine çok benzemese de güldükleri çoğu şey benzerdi. Kimsenin pek anlamadığı gülmeleri vardı onların. Ve beraber çoğu şeye kafa tuttukları da vardı.

iyi bir dostla konuşmanın tadı başka. Oysa bazıları daha başka bir merakla sorar, dinlerken beyinlerinin bir köşesinden aynı şeyleri yaşamış olmamanın rahatlığı geçer. Belki saliselik bir an ve kimse de dillendirmek istemez.

Onların sohbetleri ise birbirinin boktan hayatına acımak yada yadırgamaktan çok uzakta geçti. Eskilerden bahsettiler ve şimdiki hayatlarından. Sohbetin sonunda elini tuttu kadının. Samimi bir el. Bunu da anlar insan. Ve iki iyi dostun sohbetleri sonundaki sessizlik gerginlik değil, rahatlamadır.

Alkol bitip yorgunlukla esnerlerken yatak odasından iki örtü getirdi. Gözleri kapanıyordu ama son bir şey daha. ‘’Bak,’’ dedi kadın. ‘’sana ne anlatıcam.’’

‘’Beni aman aman sevmezdi. Ama hayat işte, garip. O an yanında çok sevdikleri değil, aman aman sevmedikleri vardı. Eve gittiğimizde –ki oraya gitmeyeli epey olmuştu- değişen eşyalara, insanlara şaşkınlıkla bakıyordum. Yanıma bir kadın geldi –uzun zamandır görmediğim-. Elini omzuma koyup öyle baktı ki epeydir tuttuklarım patlayıverdi gözlerimden. Uzuun zamandır ağlamamıştım ben, o gün de o kadar üzgün değildim. Ama o kadın daha önceleri kaybettiklerimi çok iyi biliyordu ve bir anda hatırlattı bana. Bir bakışla. Ve bir cenaze evinde ben aslında kendime ağladım. Sanırım biraz acıdım da.’’

19.05.2013

iyi bok yer 2

Telefonuna baktı. Neredeyse 2 saati vardı. Belki de uzun zamandan sonra ilk kez bir yere geç kalmayacaktı. Sabahları ya uyuyakalıyordu yada istanbul’un trafiğini öğrenememişti hala.

Yalnız 2 saatte kısa bir zaman değil. Dışarıda tek başına canının aslında istemediği çay yada kahve içmek yerine oyalanacak başka şeyler aradı. Gözleri vapur iskelesine takıldı ve bindi hiç düşünmeden.

Hava güzeldi, güzel bir bahar sabahıydı, güneş yüzüne vuruyordu. Deniz havasını içine çekti.

Ve yabaniliğine küfretti.

Birkaç akşam evel, bir masanın etrafında bir sürü insan toplanmış, içiyorlardı. Ama yabani kadınımız biraz gergindi,  masada tanımadığı fazla insan vardı ve ne konuşacağını da bilmiyordu. İşin kötüsü bir adam sandalyesini ona çevirmiş, iletişim kurma çabasındaydı. O kadar dolambaçlı, anlamlı ve çok konuşuyordu ki bir ara memelerinden birini ağzına tıkadığını hayal etti. ama adamın otoritesinden utanıp gözlerini tekrar birasına çevirdi. Yaşça büyüktü ve güzel bir parfümü vardı. Biraz alkolden biraz utangaçlıktan yanakları yanarak dinledi onu.

Adam sandalyesini daha da yaklaştırıp onunla ilgili sorular sordu. Madem merak ediyor, 

Bazenleri kendisini parmaklamakla meşgul. Bazenleri de içer. Kafası klozete dayalı uyuduğu zamanlar da oldu, geçti. Bazı geceler de kıskançlıkla uğraşır. Ama onunki iyi niyetli kıskançlık. Kendi halinde. Gene de onu öyle görmek istemezsin.

Ama tüm bunların dışında başka, kısa cevaplar verdi. Hani bazen öyle konuşurlar ki ne diyeceğini bilemezsin. Yada bu kadın bilmiyor, insan ilişkileri biraz zayıf. Sigarasından duman alıp gülümsedi ona. Sarhoş olsa çenesi düşerdi ama o gün ı ıh, şanssızlığı üstündeydi.

Gecenin sonunda adam, ‘konuşmayı pek sevmiyorsun galiba’ dedi gülümseyerek. Zeki adamın hali başka.

Vapurdan iner inmez sigarasını yaktı ve yürümeye başladı. Kendine bir sahil bulmuştu gene. Bu kadını bir sahil kenarında elinde sigarası telaşlı telaşlı yürürken görebilirsiniz. Biraz yabani gibi görünse de kimseyi ısırdığı görülmemiştir.

Ve uzun, dalgın bir yürüyüş sonunda saatine baktı.

Tabii ki gene geç kalmıştı.

3.05.2013

kıç ve gurur


Gece yarısıydı. Bir elim telefonu sımsıkı tutarken midem kasılıyordu. Aslında öyle güzel bir acıydı ki bu, sitem etmedim hiç. Vücut parçalarımın hüznüme eşlik ettiğini gördüm. Benimle birlikte sızlıyorlardı.

Gecenin bir yarısıydı ama kapısına gidip çırılçıplak soyunmak istedim. Gözlerimi gözlerine tereddüt etmeden dikip.  Bir adama kendimi deli gibi sevdirmek istiyordum, daha da. Alıp vücudunun eksik bir yerine koysun, öyle.

O gece ve daha sonraki geceler bir insanın hayatında ne kadar zor aşık olabildiğini bilmiyordum. Ve bunları hissetmenin zaman geçip yaralar aldıkça daha da zorlaşacağından hiç haberim yoktu.

Şimdi gururumu kıçıma sokabilirim sanırım.

15.04.2013

Uzun zamandan sonra ailemin yanındayım ama o gün de ev kalabalık. Misafirlerin içerisinde yaşıtım bir kadınla yan yana oturuyorum. Benden kesinlikle çok daha titiz, hamarat ve daha iyi köpüklü kahve yapıyor. Bembeyaz mobilyalarla süsleyeceği evi için gün sayıyor. Konuştuğundan bir bok anlamıyorum. O sıra aynaya bakıyorum. Şaşkın şaşkın bakan bir çocuk diyeceğim kendime, yaşımı bilmesem. Sonra aklıma birkaç gün evelsi geliyor. Kesinlikle o gece çocuksu bir halim yoktu. Sırtımı dikleştiriyorum.

Biraz dağınık ama sevgilimle beraber yaşadığım bir ev var. Aslında onun hakkında yazacak çok şeyim var, kim bilir ne zaman. Bir insanın yanında huzur bulmanın tadını çıkarıyorum. Ama bazen de dayanamıyorum, beceremediğimi hissediyorum ve bir kavgayla eşyaları yere indiriyorum. Günün sonunda ise derin soluksuz kenetlendiğimizde hiçbir şeyin önemi kalmıyor. Üzerime yığılıp yanağımda nefesini düzenlerken tam o anı dondurup orada kalmak istiyorum, uzun bir süre. Vücudum zafer çığlıkları atıyor, benim o, benim, benim!!!



Gülümsüyorum, annemle göz göze geliyorum o an. Onunla konuşmak isterdim. En azından anlatmak isterdim. Ama kimseye pek bir şey anlatmadığımı fark ediyorum şu sıralar. İçine atanlar bir yerde sonunda patlarmış. Bende o patlama bir türlü olmadı. 

Yapmacık samimiyetle ilerleyen sohbetin ortasında sessizliği sürdürüyorum. Arada da aynaya bakıp yüzümü buruşturuyorum. Bazı misafirliklerde oluyor bu. büyük ihtimal karşı taraf insanın o halinden eğleniyor olmalı, yoksa bu konuşmaları sürdürmenin bir manası olamaz. Her neyse, diye uyarıyorum kendimi. Sen buraya biraz da kilo almaya geldin. Tabağı tıka basa dolduruyorum.

26.03.2013

zaman zaman


yatağımdan sarkmış özlemi toparlayamıyorum
kılıfına sokamıyorum! sen kokulu yastıkları
bir kadın dans ediyor içimde topuk tıkırtılı
endişeleniyorum.
yalnızlık uzun tırnaklarını geçiriyor duvarlarıma
üzerini örtecek bir anı bulamıyorum
bir kadın simsiyah saçlarını salıyor penceremden
sakinleştiremiyorum.
hayalinle tutkulu geceler geçiriyorum
seni arzudan boğmalı mıyım
yoksa ilişmemeli mi sana yangınlarım
bilmiyorum.
bir kadın seni anlatıyor masal diye
uyuyakalıyorum.


16.03.2013

iyi bok yer

Cüzdanında kimsenin resmini taşımaz. Biraz yabani. İnsanı anlamlardan anlamlara sokan güzel cümleler kuramadı hiç. Üniversitede kızaran yanaklarını kesmeyi planladı. Bir gece herkes uyurken sessizce halledecekti bu işi.

Tek başına gezmeyi de sevmezdi. Kendisiyle bir yere gittiğinde sanki yeni tanıştığı biriyle ne sohbet edeceğini bilmeden öyle duruyormuş gibi hissederdi. Sohbet konusu açmaya çalışırdı kendine. Biraz sudan çıkmış balıktı.

Bir zamandan sonra kontrol deliliği başladı. Makarnaya eşit sos dökmeyen bir sevgilisiyle sürekli kavga etti. Yatağın yarısından fazlasını kaplayan adamları tekmeleyip aşağı attı ve her defasında ‘aa pardon’ dedi. Kavga anında sevgilisine kitap fırlatıp, sonra yan odaya geçip ‘çok acımış mıdır’ diye kendine de vururdu.

Daha sonra bir adamla tanıştı. Adamın aşık olduğu ilk kadınmış. Onda iz bırakmadan ayrılmayacağım, dedi. Tırnaklarını uzatıp kötü kadın kahkahası attı. Onunla evin her köşesinde sevişti, mutfak tezgahında, halıda, balkonda. Yetmedi, adamı başka şehirlere sürükledi. Ve sonra o adama aşık oldu. Biraz dengesizdi.

Geçenlerde sahile inmiş. Önünden 2 kız çocuğu 1 baba geçti. Kızlar küçücük, babalarının elinden tutmuşlar, tatlı tatlı konuşuyorlar bir ağızla.

İç çekti. Kendisine benzeyen küçük kızıl saçlı kız çocukları istedi. Huylarının da özellikle sevdiği adama çekmesini istediği... Zamanında bazı hissedemediklerini unutturacak gibi geldi, yüzü güldü. Ama uzun sürmedi de. Kötü giden hayatının, belki de gerçekleşmeyen hayallerinin acısını çıkarırcasına çocuklarına sarılan ebeveynler var. Sarılırken iki göğsünün arasında çocuklarını boğan.  Gözleri korkuyla açıldı.

Eli çantasındaki doğum kontrol haplarına gitti, 16. hapı yuttu. Tehlike geçmişti. Eve gidip makarna suyu koydu.


4.03.2013


Sımsıkı kapattığım kapının altından içeri sızmış. Sinsince. Hep gece olur ne olacaksa. Özellikle gece bulur yalnızlık. Saldıracağı anı iyi bilir.

Odamın tavanının bir köşesine yapıştı kaldı. Ben yatakta dönüp durdukça o büyüyor sanki. Bazen öyle bakıyor ki gözlerimi kaçıracak yer bulamıyorum. Korkum tüm odayı ele geçirmesi. Çünkü ele geçirdiği bir erkekle tanıştım. Onun hayatına girip çıkabilirsin kafana estikçe. Ama bir yerde en çok yalnızlığını sever. Sanırım yalnızlık sımsıcak kucaklı, kalçalarını hünerle oynatan bir kadın, Tabii onu istediğinizde. Bazen benimde içine girip kaybolasım geliyor. Ama sorun şu ki, bazen.

Ve sanırım birini gerçekten sevene kadarki yalnızlıkla, onsuzluğu tadıp her gün çay misali yudumladığın yalnızlık farklı. İçimde ciyak ciyak bağıran bir his var.


10.02.2013

Bir adam var.

Sadece rüyalarıma almaya cüret edebildiğim. Ertesi gün dalgın dalgın dolaşmama sebep olan. Onu görmeyeli neredeyse yıllar oldu. Nerededir bilmem. Neler yaşadı, ne kadar üzüldü bilmem. Bir kokusunu bilirdim, onu da unuttum.

Onu pek kimse tanımaz. Hatta bazen ben bile şüphe ederim. Birkaç resmi var, başka da bir şey yok. O kadar yok hayatımda.

Bu uykulu buluşmalarda da çok konuşmayız. Konuşsak eskisi gibi sevmem. İlgi çekici gelmez. O sadece hatırlatır. Özellikle de dudaklarımı sımsıkı kapatıp asla söylemediklerimi. Ama eskide kalmış ve artık çook değişmiş günleri, ne diye özletirsin? Ah be adam, ne diye rüyalarıma gelirsin?

Geçen gece uğradığında onu içeri aldım. Uzun uzun baktım yüzüne. Hiç değişmemiş. Dokunmak istedim, çok istedim. Ne yapıyorsun sen! Başına bela mı arıyorsun! diye bağırdı içimden bir ses.Tedirgindi. Sus, dedim. Aptal, Bu sadece bir rüya. )


4.02.2013


Mutluluğunu belli edersen elinden alırlar korkusuyla çocukluğunu geçirdi. Ne mutluluğunu rahatça belli eden bir çocuktu ne de üzüntüsünü. Aynı aşka yaptığımız muameleyi o bazı hislerine yapıyordu insanlar arasında. Çoğunlukla neşeli olmasına rağmen, gerçekten neyden sevindiğini bilmezdi yakınındakiler.

Yaz tatillerinde ailesiyle oradan oraya sürüklenirdi. Ve anne babasına bakıp benimde onlar gibi evliliğim olacak hayalleri kurardı, ama biraz kıskançlıkla. Anne babasının gecenin bir yarısında arka arkaya duşa girdiğini duydukça o küçük yaşta yalnızlığına yorganı çekip üzülürdü. Ve sonunda, o hayalleri ergenlikte tuzla buz oldu. Ailenin aslında bir yerden sonra sevme zorunluluğu olduğunu görünce korktukça korktu. O salakça baktığı dünya aslında bir boktu, o zaman bende tükürmeliyim diye hemen harekete geçti. Bu halini daha çok sevmişti, çünkü artık işleri ucundan olsa anlamaya başlamıştı.

Kafasının içinde konuşup duran sesler vardı. Bir yanı mutluysa diğer yanı hep kuşkuluydu. Onu kesseler içinden iki kadın çıkardı, emindi. Tam bu sıra aşka merak sardı. İçindeki çocuk baskındı ve masum bir şeyleri belki aşkta görürüm sandı. Yalnız hala çok küçüktü. Orada da istediğini bulamadı. Bazenleri içini iğrenç bir his kaplardı. Dudaklarının arasında bir çöp varmış gibi tükürüp atmak isterdi o masum kalan yanını.

Ondan daha iyi yaşayan insanlar arasında kıskançlığı öğrendi. Üstelik bunu ona öğretenlerden bu hissi hep saklamalıydı. Çünkü kötü bir hismiş. Ne yapsın, bazı huylarını kurusun diye güneşin altına mı assın. Ya o bunları seviyorsa?

Birde bu insanlar arasında ‘onun adına mutlu oldum’u duydu. Gözleri kocaman açıldı ilk duyduğunda. Ya onunla beraber mutlu olurum, ya da olmam dedi kaşlarını çatıp. Sevdiği insanları kalbinin bir parçasıyla bütünleştirirdi. Ve bunu da söylemeyi pek beceremedi.

Sevdiğim adamı çekingen bir kız gibi değil, arzulu bir kadın olarak sevmeliyim diyerek ilk kez sevişti. Bir günün içinde sıklıkla aklına gelirdi cinsellik. Eve gelen utangaç komşunun kocasıyla yatakta nasıl olduğunu merak ederdi. Sevgilisinin anne-babasının yatağında sevişirken acaba annesi nasıl boşalıyordur diye düşünürdü. Meraktan sonra vücudunun ona sakladıklarını keşfetti.

Zaman geçip birkaç yıkım yaşadıktan sonra -canını gerçekten acıtan-  insanlar yardım için yanına geldiğinde iki tercihi vardı. Güçsüz gözüktüğünde insanlar acıdığı için yanında olurdu, ne yazık ki. Bunun tersini hissettirecek biri yoktu hayatında. Ve ona her ‘güçlü kızmış’ dediklerinde yüzünü buruştururdu.  Yanınızda değil de yalnızken ağladığım için güçlü oluyorum. Yoksa kalbim hala oyuluyor.

Eski sevgililerine pek kızmazdı. Birileri ağıza sıçmayı öğretecektir ki o da başkasına öğretebilsin, diye düşünürdü. Yalnızca içinde yalan olduğunu fark ettiğinde tırnaklarını çıkarırdı. Onunla sadece zevke dayalı ilişkiler kuran insanlara da kırılmadı. O hissi bilirdi çünkü. Bağlanmaktan korkan insanlar, pek tanımadığı biriyle bir süreliğine vücutlarını kenetlerken iyi hissederler.

Zaman ona bazı paranoyalar da ekledi. O insanları olduğu gibi severdi, fazla kurcalamadan... Ama aynı şey ona yapılmıyordu. Biriktirdiklerinin üzerine bunu da yerleştirdi. Ve kaçtı. Öyle ki onu giderken görenler, topukları kıçına vuruyordu dedi.


13.01.2013

bir ayrılık sonrası

Küfürler istiyorum, ağzımı doldurup taşıracak. Duyduğunda kulaklarını kanatacak.

Göğsümdeki acı bulutundan bir parça koparıp nefesine tıkamak istiyorum. Soludukça acımdan bir parça kat diye ciğerlerine.

O çok sevdiğin tırnaklarımla yüzüne izler bırakmak istiyorum. Bana geçer dediğin gibi geçmesini beklediğin, baktıkça umutsuzluğa düşüren izlerden. Kendine bakmaktan korkutan.

Dokunuşlarını derimden soyup kazıyacak kadar sert sevişmeler istiyorum. Gözlerinin önünde. Bedenimin hislerine dalıp seni bir süre unutana kadar düzüşmek!

Ve Gömleğinden içeri süzülüp dişlerimi koluna geçirmek… acını haykıramayacağın insanlar arasında. Hani öyle bir acıdır ki –keskin. Ve çığlığını bastırmaktan yara olmuş dudaklarına ellerimden tuz sürmek istiyorum.

Usul usul okşadığın saçlarımı şimdi bileklerine dolamak istiyorum, belki biraz da yüzüne. Bende sevdiğin şeyler seni boğana kadar…


           (Jack Vettriano)        

5.01.2013

2012

Birilerinin ''artık psikoloğa git!'' demelerini beklediğim 2011 yılından sonra 2012 çok güzel gelmişti…
Sanırım iyi geçmesinin bir nedeni de kaldığım yeri değiştirmem oldu. Meğer benim sorunum bu şehir değilmiş. Çünkü bundan sonra şehrin trafiğinden bile sıkılmamaya başladım -ki istanbulda trafikten rahatsız olmamak pek akıllıca değil. Ama şimdi şimdi normale dönmeye başladım, bunun sebebi kış da olabilir. Gene de huzurluyum burada.

Dondurmak istediğim çok zamanlar oldu. Mesela o Marmaris sahili, o ev ve otobüs seyahatleri. Uzun uzun şükrettiğimi de hatırlıyorum. Birde önceleri hiçbir hayalimi gerçekleştirememekten korkarken sonra da bu elde ettiklerimi kaybetme korkusu doğdu. Yani bir şekilde korku var, önüne geçemiyorum.

Ama mutluyum burada. kafam karıştığında önceki seneyi hatırlatıyorum kendime.

Ve bu güzel yılı iyi noktalayalım dedik, geri sayım yapılırken yeni yıla sevgiliyle nefes nefese girdim. Tüm sene böyle geçer mi bilmiyorum ama o gece epey iyi geçti.