10.02.2013

Bir adam var.

Sadece rüyalarıma almaya cüret edebildiğim. Ertesi gün dalgın dalgın dolaşmama sebep olan. Onu görmeyeli neredeyse yıllar oldu. Nerededir bilmem. Neler yaşadı, ne kadar üzüldü bilmem. Bir kokusunu bilirdim, onu da unuttum.

Onu pek kimse tanımaz. Hatta bazen ben bile şüphe ederim. Birkaç resmi var, başka da bir şey yok. O kadar yok hayatımda.

Bu uykulu buluşmalarda da çok konuşmayız. Konuşsak eskisi gibi sevmem. İlgi çekici gelmez. O sadece hatırlatır. Özellikle de dudaklarımı sımsıkı kapatıp asla söylemediklerimi. Ama eskide kalmış ve artık çook değişmiş günleri, ne diye özletirsin? Ah be adam, ne diye rüyalarıma gelirsin?

Geçen gece uğradığında onu içeri aldım. Uzun uzun baktım yüzüne. Hiç değişmemiş. Dokunmak istedim, çok istedim. Ne yapıyorsun sen! Başına bela mı arıyorsun! diye bağırdı içimden bir ses.Tedirgindi. Sus, dedim. Aptal, Bu sadece bir rüya. )


4.02.2013


Mutluluğunu belli edersen elinden alırlar korkusuyla çocukluğunu geçirdi. Ne mutluluğunu rahatça belli eden bir çocuktu ne de üzüntüsünü. Aynı aşka yaptığımız muameleyi o bazı hislerine yapıyordu insanlar arasında. Çoğunlukla neşeli olmasına rağmen, gerçekten neyden sevindiğini bilmezdi yakınındakiler.

Yaz tatillerinde ailesiyle oradan oraya sürüklenirdi. Ve anne babasına bakıp benimde onlar gibi evliliğim olacak hayalleri kurardı, ama biraz kıskançlıkla. Anne babasının gecenin bir yarısında arka arkaya duşa girdiğini duydukça o küçük yaşta yalnızlığına yorganı çekip üzülürdü. Ve sonunda, o hayalleri ergenlikte tuzla buz oldu. Ailenin aslında bir yerden sonra sevme zorunluluğu olduğunu görünce korktukça korktu. O salakça baktığı dünya aslında bir boktu, o zaman bende tükürmeliyim diye hemen harekete geçti. Bu halini daha çok sevmişti, çünkü artık işleri ucundan olsa anlamaya başlamıştı.

Kafasının içinde konuşup duran sesler vardı. Bir yanı mutluysa diğer yanı hep kuşkuluydu. Onu kesseler içinden iki kadın çıkardı, emindi. Tam bu sıra aşka merak sardı. İçindeki çocuk baskındı ve masum bir şeyleri belki aşkta görürüm sandı. Yalnız hala çok küçüktü. Orada da istediğini bulamadı. Bazenleri içini iğrenç bir his kaplardı. Dudaklarının arasında bir çöp varmış gibi tükürüp atmak isterdi o masum kalan yanını.

Ondan daha iyi yaşayan insanlar arasında kıskançlığı öğrendi. Üstelik bunu ona öğretenlerden bu hissi hep saklamalıydı. Çünkü kötü bir hismiş. Ne yapsın, bazı huylarını kurusun diye güneşin altına mı assın. Ya o bunları seviyorsa?

Birde bu insanlar arasında ‘onun adına mutlu oldum’u duydu. Gözleri kocaman açıldı ilk duyduğunda. Ya onunla beraber mutlu olurum, ya da olmam dedi kaşlarını çatıp. Sevdiği insanları kalbinin bir parçasıyla bütünleştirirdi. Ve bunu da söylemeyi pek beceremedi.

Sevdiğim adamı çekingen bir kız gibi değil, arzulu bir kadın olarak sevmeliyim diyerek ilk kez sevişti. Bir günün içinde sıklıkla aklına gelirdi cinsellik. Eve gelen utangaç komşunun kocasıyla yatakta nasıl olduğunu merak ederdi. Sevgilisinin anne-babasının yatağında sevişirken acaba annesi nasıl boşalıyordur diye düşünürdü. Meraktan sonra vücudunun ona sakladıklarını keşfetti.

Zaman geçip birkaç yıkım yaşadıktan sonra -canını gerçekten acıtan-  insanlar yardım için yanına geldiğinde iki tercihi vardı. Güçsüz gözüktüğünde insanlar acıdığı için yanında olurdu, ne yazık ki. Bunun tersini hissettirecek biri yoktu hayatında. Ve ona her ‘güçlü kızmış’ dediklerinde yüzünü buruştururdu.  Yanınızda değil de yalnızken ağladığım için güçlü oluyorum. Yoksa kalbim hala oyuluyor.

Eski sevgililerine pek kızmazdı. Birileri ağıza sıçmayı öğretecektir ki o da başkasına öğretebilsin, diye düşünürdü. Yalnızca içinde yalan olduğunu fark ettiğinde tırnaklarını çıkarırdı. Onunla sadece zevke dayalı ilişkiler kuran insanlara da kırılmadı. O hissi bilirdi çünkü. Bağlanmaktan korkan insanlar, pek tanımadığı biriyle bir süreliğine vücutlarını kenetlerken iyi hissederler.

Zaman ona bazı paranoyalar da ekledi. O insanları olduğu gibi severdi, fazla kurcalamadan... Ama aynı şey ona yapılmıyordu. Biriktirdiklerinin üzerine bunu da yerleştirdi. Ve kaçtı. Öyle ki onu giderken görenler, topukları kıçına vuruyordu dedi.