15.04.2013

Uzun zamandan sonra ailemin yanındayım ama o gün de ev kalabalık. Misafirlerin içerisinde yaşıtım bir kadınla yan yana oturuyorum. Benden kesinlikle çok daha titiz, hamarat ve daha iyi köpüklü kahve yapıyor. Bembeyaz mobilyalarla süsleyeceği evi için gün sayıyor. Konuştuğundan bir bok anlamıyorum. O sıra aynaya bakıyorum. Şaşkın şaşkın bakan bir çocuk diyeceğim kendime, yaşımı bilmesem. Sonra aklıma birkaç gün evelsi geliyor. Kesinlikle o gece çocuksu bir halim yoktu. Sırtımı dikleştiriyorum.

Biraz dağınık ama sevgilimle beraber yaşadığım bir ev var. Aslında onun hakkında yazacak çok şeyim var, kim bilir ne zaman. Bir insanın yanında huzur bulmanın tadını çıkarıyorum. Ama bazen de dayanamıyorum, beceremediğimi hissediyorum ve bir kavgayla eşyaları yere indiriyorum. Günün sonunda ise derin soluksuz kenetlendiğimizde hiçbir şeyin önemi kalmıyor. Üzerime yığılıp yanağımda nefesini düzenlerken tam o anı dondurup orada kalmak istiyorum, uzun bir süre. Vücudum zafer çığlıkları atıyor, benim o, benim, benim!!!



Gülümsüyorum, annemle göz göze geliyorum o an. Onunla konuşmak isterdim. En azından anlatmak isterdim. Ama kimseye pek bir şey anlatmadığımı fark ediyorum şu sıralar. İçine atanlar bir yerde sonunda patlarmış. Bende o patlama bir türlü olmadı. 

Yapmacık samimiyetle ilerleyen sohbetin ortasında sessizliği sürdürüyorum. Arada da aynaya bakıp yüzümü buruşturuyorum. Bazı misafirliklerde oluyor bu. büyük ihtimal karşı taraf insanın o halinden eğleniyor olmalı, yoksa bu konuşmaları sürdürmenin bir manası olamaz. Her neyse, diye uyarıyorum kendimi. Sen buraya biraz da kilo almaya geldin. Tabağı tıka basa dolduruyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder