31.05.2013

acımak

İnsan acıyan bir bakışı anlar. Kısılan gözlerden, bakarken oluşulan kırışıklardan yada bakışın kağıt kesiği gibi sızısından.
Üzerinden samimiyetsizlik akan bir el omza konur ve o el daha da uzak kılar. Güç vermek için değil acımak. ‘benim hayatım iyi, baktım ve teyit ettim’ gibi bazen.



Gürültülü bir yerde içmek yerine sakinliği tercih ettiler. İki iyi dost. Bunu bulana kadar bolca kazık yediler. Huyları birbirlerine çok benzemese de güldükleri çoğu şey benzerdi. Kimsenin pek anlamadığı gülmeleri vardı onların. Ve beraber çoğu şeye kafa tuttukları da vardı.

iyi bir dostla konuşmanın tadı başka. Oysa bazıları daha başka bir merakla sorar, dinlerken beyinlerinin bir köşesinden aynı şeyleri yaşamış olmamanın rahatlığı geçer. Belki saliselik bir an ve kimse de dillendirmek istemez.

Onların sohbetleri ise birbirinin boktan hayatına acımak yada yadırgamaktan çok uzakta geçti. Eskilerden bahsettiler ve şimdiki hayatlarından. Sohbetin sonunda elini tuttu kadının. Samimi bir el. Bunu da anlar insan. Ve iki iyi dostun sohbetleri sonundaki sessizlik gerginlik değil, rahatlamadır.

Alkol bitip yorgunlukla esnerlerken yatak odasından iki örtü getirdi. Gözleri kapanıyordu ama son bir şey daha. ‘’Bak,’’ dedi kadın. ‘’sana ne anlatıcam.’’

‘’Beni aman aman sevmezdi. Ama hayat işte, garip. O an yanında çok sevdikleri değil, aman aman sevmedikleri vardı. Eve gittiğimizde –ki oraya gitmeyeli epey olmuştu- değişen eşyalara, insanlara şaşkınlıkla bakıyordum. Yanıma bir kadın geldi –uzun zamandır görmediğim-. Elini omzuma koyup öyle baktı ki epeydir tuttuklarım patlayıverdi gözlerimden. Uzuun zamandır ağlamamıştım ben, o gün de o kadar üzgün değildim. Ama o kadın daha önceleri kaybettiklerimi çok iyi biliyordu ve bir anda hatırlattı bana. Bir bakışla. Ve bir cenaze evinde ben aslında kendime ağladım. Sanırım biraz acıdım da.’’

19.05.2013

iyi bok yer 2

Telefonuna baktı. Neredeyse 2 saati vardı. Belki de uzun zamandan sonra ilk kez bir yere geç kalmayacaktı. Sabahları ya uyuyakalıyordu yada istanbul’un trafiğini öğrenememişti hala.

Yalnız 2 saatte kısa bir zaman değil. Dışarıda tek başına canının aslında istemediği çay yada kahve içmek yerine oyalanacak başka şeyler aradı. Gözleri vapur iskelesine takıldı ve bindi hiç düşünmeden.

Hava güzeldi, güzel bir bahar sabahıydı, güneş yüzüne vuruyordu. Deniz havasını içine çekti.

Ve yabaniliğine küfretti.

Birkaç akşam evel, bir masanın etrafında bir sürü insan toplanmış, içiyorlardı. Ama yabani kadınımız biraz gergindi,  masada tanımadığı fazla insan vardı ve ne konuşacağını da bilmiyordu. İşin kötüsü bir adam sandalyesini ona çevirmiş, iletişim kurma çabasındaydı. O kadar dolambaçlı, anlamlı ve çok konuşuyordu ki bir ara memelerinden birini ağzına tıkadığını hayal etti. ama adamın otoritesinden utanıp gözlerini tekrar birasına çevirdi. Yaşça büyüktü ve güzel bir parfümü vardı. Biraz alkolden biraz utangaçlıktan yanakları yanarak dinledi onu.

Adam sandalyesini daha da yaklaştırıp onunla ilgili sorular sordu. Madem merak ediyor, 

Bazenleri kendisini parmaklamakla meşgul. Bazenleri de içer. Kafası klozete dayalı uyuduğu zamanlar da oldu, geçti. Bazı geceler de kıskançlıkla uğraşır. Ama onunki iyi niyetli kıskançlık. Kendi halinde. Gene de onu öyle görmek istemezsin.

Ama tüm bunların dışında başka, kısa cevaplar verdi. Hani bazen öyle konuşurlar ki ne diyeceğini bilemezsin. Yada bu kadın bilmiyor, insan ilişkileri biraz zayıf. Sigarasından duman alıp gülümsedi ona. Sarhoş olsa çenesi düşerdi ama o gün ı ıh, şanssızlığı üstündeydi.

Gecenin sonunda adam, ‘konuşmayı pek sevmiyorsun galiba’ dedi gülümseyerek. Zeki adamın hali başka.

Vapurdan iner inmez sigarasını yaktı ve yürümeye başladı. Kendine bir sahil bulmuştu gene. Bu kadını bir sahil kenarında elinde sigarası telaşlı telaşlı yürürken görebilirsiniz. Biraz yabani gibi görünse de kimseyi ısırdığı görülmemiştir.

Ve uzun, dalgın bir yürüyüş sonunda saatine baktı.

Tabii ki gene geç kalmıştı.

3.05.2013

kıç ve gurur


Gece yarısıydı. Bir elim telefonu sımsıkı tutarken midem kasılıyordu. Aslında öyle güzel bir acıydı ki bu, sitem etmedim hiç. Vücut parçalarımın hüznüme eşlik ettiğini gördüm. Benimle birlikte sızlıyorlardı.

Gecenin bir yarısıydı ama kapısına gidip çırılçıplak soyunmak istedim. Gözlerimi gözlerine tereddüt etmeden dikip.  Bir adama kendimi deli gibi sevdirmek istiyordum, daha da. Alıp vücudunun eksik bir yerine koysun, öyle.

O gece ve daha sonraki geceler bir insanın hayatında ne kadar zor aşık olabildiğini bilmiyordum. Ve bunları hissetmenin zaman geçip yaralar aldıkça daha da zorlaşacağından hiç haberim yoktu.

Şimdi gururumu kıçıma sokabilirim sanırım.