30.06.2013


Heyecandan sevişmeyi durdurduğumu bilirim. Kalbimin biraz daha normal atması için uzaklaşmıştım ondan. Ama o beni öyle izlerken sakinleşmek zordu. Sakince gülümsüyordu, kızaran yanaklarıma mı, titreyen ellerime mi hangisine bilmiyorum. Bu sefer daha sert kucakladı ve deminki heyecan tekrardan sardı. Dürtülerimle sarılıyordum ve adım adım yaklaşıyordum. Bir an evelle hiç bitmemesi arasında bir yerlerde kaybolmuştum.

Alıp başını gitme asıl bu dakikalarda olurmuş. Mantığımla o gün bugündür pek görüşmüyoruz. Tutku hayatın bir yerinden içeri girdikten sonra güzel bir oyuna düşüyorsun. Tüm o kavgaların, küfürlerin sonunda kapıyı çarpıp gidemiyorsun. Yıllar geçtikçe ilk günkü heyecan artık kalmasa da, gene bir şeyler tutuyor seni yerinde. Kimbilir hani şu hep bahsettikleri, aşkın zamanla dönüştüğü şeydir o. Bilmiyorum. Ama bazen bitirebilmek de gerekir, değil mi?

Gecenin bir yarısında bunu niye düşündüm bilmiyorum. Biliyorum da bilmiyorum. sarhoşluğuma veriyorum. 


22.06.2013

alakaya maydanoz

Bir ilişkide imalar gereksiz. Bunu da ben yokken özler sarılır diye koltuğun bir köşesine bıraktığım ve yeri hiç değişmeyen geceliklerden, defalarca söylememe rağmen basılmayan sifonlardan ve önemli değil dedikçe devam eden şeylerden anladım. Ne zaman çıldırıp evde bağırdım, gördüm ki çoğu imayı anlamamıştı. Aynı şekilde benimde oluyor, hatta kafam biraz dağınık olduğu için söylediği şeyi duymadığım da oluyor.  He öyle mi demiştin, diyebiliyorum mesela. Ama bir süre sonra tüm bu eziyetimsiler bitiyor ve rahat rahat aman kırılır korkusu olmadan iki tarafta iletişime geçiyor ya bunu tadı başka işte. Pek güzel.

Madem gecenin 1inde çenem düştü, şunu da yazıp bitireyim. Şu yaşıma geldim, bazı geceler yatak odasından mutfağa gideceksem önce koridorun ışığını sonra koridordaki tuvaletin ışığını yakıp hızlı hızlı mutfağa giriyorum. Ama kimse bana karanlıktan biraz korktuğumu kabul ettiremez. Etmem.

14.06.2013

mühim değil

Bir adamın ardından mühim değil dedim ve lanet o zaman başladı. Uyandırmadan yastığındaki saçlarımı toplayıp çantama tıktım. 20 küsürlerde, yaşımdan biraz büyük bir aşka dalmıştım ve bir şey başımı sudan çıkardı.

Birkaç gece sonra, uyumaya çalışırken odama yaklaşan topuk sesleri duydum. Bir kadın sessizce kapıyı açıp yatağıma yaklaştı. Yüzü ifadesizdi. Hiç göz göze gelmeden sakince avucumun içine elinden bir sürü kurtçuk bıraktı. Yutmam için. Sevgililerine pek şefkatli davranmayan bir kadının yalnızlığı da ona şefkatli değildi.

Ziyaretleri genelde gün aşırıydı ve mutlu mutsuz fark etmeyip gelirdi. Bazen insaflı davranıp ardından su da uzatırdı. Zamanla onunla konuşmaya da başladık. Aşka inandığım için bana aptal derdi ama aşka inanırdık çünkü iyi gelir. Birinin bizi en boktan halimizle bile sevdiğini bilme fikri güzel.

Burnumu omzuma her yaklaştırdığımda kokusu gelirdi ve bir adamın kokusunun üzerime nasıl sindiğine şaşırırdım. Genelde saçlarımı örmekle meşguldüm. Ve hissizleşmeyi umarak, güneşin altına serip kurumayı bekler gibi öylece uzanırdım.

Midemdeki küçük kurtçuklarla, açık kalmasına dayanamadığım saçlarımla, kimseye dokunmak, dokunulmak, fazla konuşmak, fazla insan katlanamadığım bir dönemde tek düşündüğüm,
mühimdi.