15.09.2015

günün anlamı

Bu evi boşaltacağımız zamanlar çok üzüleceğimi düşünürdüm. En iyi sevişmelerimizi burada yaşamıştık ve ilişkide kim bilir belki de hayatta önem verdiğim şeylerden birinin de iyi bir seks olması bu günü anlamlı kılmalıydı… Fakat temizlik ve eşyaları toplama telaşı o an daha ağır bastı. Üstelik bir yandan da yeni yeri, askerliği, nişanı konuşuyorduk. Aileler anlayışlı çıktı önce. Sonrası, eh işte.

Komiğime giden bir şey var ki o da bilmem kaç senedir beraber yaşadığım sevgilimle sanki hiç yaşamamışız gibi edeplice birbirimizin yanında oturuyoruz. Kahve getirip götürüyorum. Bacaklarımda geçen geceki sevişmeden kalma morluklara dikkat ediyorum eğilirken. Ayda yılda bir görüştüğüm babam hüzünleniyor. Sanki. Akrabalarım ‘’ayyy heyecan var mı’’ diye sorduklarında ve ‘’ hayır.’’ dediğimde yüzleri düşüyor. Sanırım ayıp ediyorum.

Bu adamla gittiği yere kadar beraber yürümeye karar verdiğimizde gerekli heyecanları yaşamıştım.

Tantanaya dalıp sevişmeden geçip giden şu birkaç güne acıyorum.

Açığı kapatacağım.

-Taşınmak da ne zaman koydu; tam evden çıkarken. Kimselerin karışmadığı, hiçbir süsü püsü olmayan, kırıp döktüğümüz yegane yerimizdi orası.  :/  -

5.06.2015

mission failed

Bir curcunanın içindeyim. Düğündü bu. Herkes takmış takıştırmış, sıkışık masalarda yerlerini alıyor. Düzgün bir şey giymiş olsam bari, diye elbiseme bakıyorum. Sırtı popoma kadar açık bir elbise giymişim.  Hemen kendimi rolüme kaptırıp kıçımı sallaya sallaya yürümeye başlıyorum. Kimin düğünü bu diye bakınıyorum, uzun sürmüyor, bir yakınımın düğünüymüş. Bilmem kaçıncı evlilik yıldönümü düğünü bla blası. Böyle saçma şey mi olur, derken sinsi kuzenim geliyor. ‘’Altın takman gerekiyormuş.’’ diye sırıtıyor ağzını gere gere.

İğnelemede usta başka bir yakınım da asık suratımı görüp yanıma geliyor. ''Daha çok düğüne katılacağız.'' diyor. İnsan düşmanına söylemez.

Sinirle arkamı dönüp yürümeye başlıyorum, topuğum elbisemin ucuna takılıyor, yere devriliyorum. Tüm o akrabalar başımda toplanıyor. Kaldırsınlar diye bekliyorum, yok. ‘’Ayyyyy, gene içmiş.’’ diyor içlerinden tiz sesli biri.

‘’Hayıırr, içmedim.’’ Bir yandan da ayağa kalkmaya çalışıyorum ama başım dönüyor, ayaklarım ip gibi birbirine dolanmış. İçtim mi acaba?

Bir şekilde kendi başıma ayağa kalkıyorum, başım dik gururla ayrılmayı planlıyorum ki tutup kolumdan oturtturuyorlar bir masaya. ‘’Deli misiniz nesiniz, gidip oynasanıza.’’ diyorum. Normalde otururken göremezsiniz bunları.

‘’Ah yazık, ne yapacaksın votkagülcüm, neler planlıyorsun.’’ diye sorguya başlıyorlar. Etrafın kararıp tepemizden aşağı bir ampül inmesini bekliyorum…

‘’Baaak, çeyizine ne aldım’’ diye çantasından bir şeyler çıkarıyor bir teyze. Düğünün ortasında. El işi bir don! Ki o an aklıma bir şey geliyor…

-Aylar önce bir yakınımın çeyiz alışverişine katılmaya zorlanmıştım. Ve kayınvalidesi kıza iç çamaşır takımı almıştı hatta ayaküstü denetmeye çalışmışlardı. Beynimin içinde bir ses ‘nedennn nedennn’ diye sayıklarken gözlerimi yuvalarına sokmak bana kalmıştı, çünkü her şey herkes normal davranıyordu. ‘’Çok kalabalık, başım ağrıyor,’’ demiştim de (zaten bir işe de yaramıyordum) beni çiçekli böcekli hayatıma geri salmışlardı. Birkaç gün tamamen çırılçıplak sevişerek o karanlık olaydan arınmıştım.-

Tam o sırada önümden yakın bir arkadaşım geçiyor. Durduruyorum onu, ‘‘Birlikte yaşamayla evliliğin ne farkı var ki. Anlatacağım onlara.’’ diyorum onay beklercesine. Hiçbir şey demeden yüzüme bakıyor hatta biraz garipsiyor. Nasıl? Onu da ele geçirmişler!

Çok tanıdık bir müzik çalmaya başlıyor ve etrafımdakiler yavaş yavaş silikleşiyor. Ve sonunda uyanıyorum.

Annem arıyormuş. Annelerin içine doğuyor bir şekilde :)



28.05.2015

soğankız

Geçen ay doğum kontrol hapının üzerine günler etiketini yapıştırmadım. Normal gününde ilerlediğimi düşünüyordum, gene de periyodun ortasına geldim, yapıştırayım dedim… Ve inanmak istemedim. Kafamdan yukarıya doğru baloncuklar çıktı ve en büyüğünde Sümeyye teyze belirdi; ‘’Hapı hep düzenli içtim, bir gün unuttum, onda da bu sonuncuya hamile kaldım.’’

Elimde fazladan bir hap vardı, yani hangi gün olduğunu bilmediğim bir gün içmeyi unuttum ve ben nerdeyse Allahın her günü seviştim. Gerçi hepsinde hedef yumurtalığım değildi, ama…

Yan odada, her şeyden habersiz, geri kalan hayatının ilk saniyelerini umutla yaşayan beyefendiye durumu söyledim. Biraz şaşırdı, güldü. Alışıktık, daha önce de ellerim titreye titreye gebelik testine işemiştim. Ama tek çizgi çıkıyordu ve ben de tuvalette halay çekiyordum.

-Çok matah bir şeymişiz gibi genlerimizi mutlaka aktarmalı mıyız ile önüne geçemediğim sevdiğim adamdan bir çocuk doğurma isteği arasında gidip geliyorum. Hazır hissetmememden ötürü olsa diye düşünüyorum, ev-iş-yeme-içme olaylarını netleştirmek gerek önce. Ama… insan zamanına tam olarak nasıl emin olabilir acaba? Birde Sümeyye teyzenin kafamda belirmesine çok sinirlendim o an.-

O akşam oturup düşündük ve hapı önceki akşam unuttuğum sonucuna vardık. Nitekim bir şekilde durumu kurtarmışız ve olması gereken gün malum sancıyla uyandım.
..

Mutfak çekmecesinde ise kendi kendine filizlenen bir sarımsak var. Beyefendiyle onu bir saksıya ektik ve her gün birimiz suluyoruz. Adını soğankız koydum. Arada konuşuyorum da.


Öyle işte.

30.04.2015

döngü

‘’Faturalar gelmiş.’’ diye seslendi eve girdiğinde. Elindeki kağıt hışırtısını duyuyordum. Boşveeer şimdiii, diye yatak odasından bağırdım. Sesimin yayıklığını merak etmiş olacak ki odanın başında belirdi. Yerdeki şarap şişesine baktı,

‘’Erkencisin.’’

Aslına bakarsanız geç bile kalmıştım. 2 gündür doğru dürüst yemek yemiyordum, 3 gündür çoğunlukla ağlıyordum, 4 gündür de sevişmiyordum. Belki biraz kafam dağılır diye öğlen bir kız arkadaşımla buluşmuş ama o da ‘neyin var’ diye sormadığı için bir şey anlatmamıştım. -Bu da huy işte- Ve o bıdı bıdı konuşurken ben de eve döndüğümde beyefendiye yapacağım hain planı kurmakla meşguldüm.

Bakışlarımı erotik bir hale getirmeye çalışıp yüzüne diktim –alkolden dolayı nasıl baktığıma emin değilim gerçi-. O da ayakta öylece yüzüme baktı. Ne söyleyeceğini, ne yapacağını kestiremediğinden emindim. İçimden geldiği gibi davrandım. Üstümdeki örtüyü atıp ona çırılçıplak gülümsedim.

Ve beklenilen tepki saniyeler içinde geldi…

Bir yağmur sonrası sessizlik, bir bahar sabahı, bir yaz akşamı, bir şeyler vardı odada. Öyle ki bizim yaşlı buzdolabı bile takırdamıyordu. Sigara içmek için yerimden kalktım ve yakarken masanın üstündeki faturalara baktım.

O huzurlu dakikalar bir an sekteye uğradı.  Buzdolabından ses gelmeye başladı, yerdeki tozları gördüm ve taşınırken bu kadar eşyayı ne yapacağız, diye geçirdim. Birkaç ay sonra düzenimiz bozulacak.

Kafamın içinde neden bu kadar telaşla çalıştığını anlayamadığım bir bölge tekrardan görev başına geçmek istiyordu ki, hayır, bir şişe daha açmaya karar verdim.

24.04.2015

birkaç aydır kandırılıyormuşum. birde akıllıyım diye gezinirim. aslında bana denilebilecek birçok şeyin farkındayım o yüzden bunu geçip olayı yazacağım. rahatlayabilmek umuduyla.

benimki okulu uzattıkça uzattı. birde ev tuttuk, o yüzden işe girdi, sonra işe kendini kaptırdı derken bu yıl okul kesin bitecek diye anlaştık. çünkü.. çünkü bazı planlar vardı işte.

bu süreç benim için biraz sancılı geçti. çünkü.. bunu da yazmak istemiyorum çünkü şuan ki acım daha ağır basıyor. ve bazı geceler onu uyandırıp korkularımdan bahsederdim. o da her şeyin yolunda olduğunu söylerdi ve uyumaya devam ederdim.

meğer hiçbir bok yolunda değilmiş. bugün normal-rutin kavgamızın sonunda bir şey itiraf etti. hiçbir dersi vermemiş. inanmadım, çünkü nerdeyse her gün tekrar tekrar sormuştum bunu. ve planlara kaldığımız yerden devam ediyorduk.

'kaybetmekten korktum' dediğinde ise öğürdüm. ve koltuğu başından aşağı geçirmek istedim. sanki çizgifilmlerde böyle bir şey olurdu, bir yerden koltuk düşerdi ve başı koltuktan dışarı çıkardı, bilmiyorum, öyle bir görüntü canlandı. gücüm olsa belki denemek isterdim, çünkü daha önce sehpa fırlattım. ama bunun yerine kusmaya gittim.

orada rahat bırakmadı. notlarını göster, dedim. girmedi, girmedi, yazıyor. meğer adam okulu bırakmış.

e sen benim yanımda çalışıyordun, dedim. evet, dedi.
e sabah sınava gidiyordun, dedim. otobüse binip dönüyormuş.

şu an sinirden gülüyorum :)))  ben bu adamla büyüdüm diyebilirim kaç yıldır birlikte olduğumuzu düşünürsek. nasıl bana uzak olabildi, canımı acıtan tek bu. ve onu daha önce kimseye eleştirmedim, ilişkimizin detaylarını olaylarını cartını curtunu kimseye anlatmadım, o yüzden buraya yazayım, rahatlayayım sonra unutup geçmek istiyorum.

birde işleri yoluna koymak var, hadi bakalım.

5.04.2015

ıslak kurabiye ve yalnızlık

Birilerinin birilerini becerdiğini, eğlendiğini, içtiğini, gezdiğini ve daha birçok aktivitede bulunduğunu düşünürken kurabiyeleri fırına verdim. Beyefendinin gelmesine daha 1 saat var.

Ne yazık ki sevgilin varsa yalnız değilsin, düşüncesi hakim olduğu için ya da kendimi böyle teselli ettim, her neyse, bu kurabiyeler gene bitmeyecek. 2 kişi bir yere kadar yiyebiliyor çünkü. Önceleri insanları gelin içeriz, diye çocuğa şeker verir gibi kandırmaya çalışıyordum. Ama artık kabullendim.

Bilmişliğimi, huysuzluğumu ve aksiliğimi düşünüp harmanladığım bir gecede aklıma şöyle bir görüntü geldi; uzun burunlu, uzun çeneli, çatık kaşlı, kazanında kurabiyeler yapan bir cadı. Ne yalan söyleyeyim azıcık kırıldım. İnsanlara attığım 0.5lik adımları da atmayacağım işte, dedim.

Eskiden, samimi değil, böyle şey mi olur, bik bik bik diye etrafa bok atardım ama sonuçta sabahtan akşama kadar evde yalnız olan benim ve öyle ki bırakın çiçeği böceği, bardakla mumla konuşmaya başladım. Sanırım değişmeyeceğim de...

Ama hani, gene de, canın ıslak kurabiye falan çekerse yani, burada var. Boşuna dışarıya para verme diye diyorum sadece.